Ramazanoğlu ailesinden Nafi Bey, çeşitli konularda eğitim ve öğrenim görmüş, devletin çeşitli kademelerinde görev almış, Bağdat’tan Bosna, Hersek’e kadar değişik yerlerde yöneticilik yapmış bir Adanalı’dır. Edebiyat ve tasavvuf alanında 15’e yakın eseri vardır.
“Neslimiz ehli ülum-ü irfan,
İbn-i İshak ile Ali Remazan”
Kendini böyle anlatıyor Adanalı NAFİ Bey.
Asıl adı Abdünnafi İffet olan Nafi Bey, Ramazanoğlu ailesinden Müfti İshak Efendizade Seyyit Mehmet Sait Efendi’nin oğlu olarak 1823 yılında Adana’da doğdu. 1891 yılında Hac için çıktığı seyahatten sonra Taif’de koleradan öldü ve orada gömüldü.
İbnül Emin Mahmud Kemal İnal, “Son Asır Türk Şairleri” adlı eserinde şahsen görüp tanıdığı, sohbetinde bulunduğu Nafi Bey’i şöyle anlatır.
“Abdünnafi Efendi; alim, fadıl, şair, edip, müeddep, mütevazı, asil, necib, bir zat idi. Terikati Kadiriye’ye mensup idi. Boyu kısaya mail, kır sakallı, parlak gözlü, beşuş idi...”
Bir gazelinin maktaında “Nafia namını asarın ile kıl ibka..” diyor. Kendinin kendine ettiği bu ihtarı hüsni telakki ederek hakikaten nafi eserler vücuda getirmiş ve namını ibka etmiştir. Eserleri ilme mensub olanlarca muteber ve her suretle müfiddir...”
Bu anlatımda geçen bazı tanımlamaları günümüz Türkçe’sine çevirirsek şöyle demek istiyor Mahmud Kemal Bey;
“Abdünnafi Bey, alim, olgun, şair, edebiyatçı, saygılı, hoşgörülü, asil, soylu. Kadiri Tarikatına mensup, kısaya yakın boylu, kır sakallı, parlak gözlü ve güleç yüzlü biriydi.”
Bir gazelinin bir bölümünde “Nafi namını eserlerinle yaşat..” diyor. Bununla kendi kendine öğüt veriyor. Gerçekten de faydalı eserler meydana getirdi ve adını yaşattı. Eserleri ilim mensubu olanlarca her zaman değerli ve faydalı bulunmuştur...”.
Devlet Hizmetinde
İlköğrenimini Adana’da “SIBYAN Mektebi”nde yapan Nafi Bey daha sonra özel öğretmenlerden ders aldı. İstanbul’da, Şam’da ve Buhara’da çeşitli ilimlerde öğrenim gördükten sonra memuriyet hayatına atıldı.
Adana’da, Bursa’da ve İstanbul’da çeşitli görevlerde bulundu. Tahsili ve başarıları nedeniyle çeşitli ödüller ve rütbeler alarak terfi etti.
Çeşitli tarihlerde Adana Mal müdürlüğü, Halep Defterdarlığı ve Büyük Meclis başkanlığı, Harput (Elazığ) Defterdarlığı görevlerinde bulundu. Trabzon, Şam, Bağdat, Bosna, Hersek Resmo, Kastamonu ve Elazığ mütasarrıflıklarında bulundu.
1879 yılında Musul Valisi iken görevden alındı ise de 4 yıl sonra bu kez Elazığ (Mamuret-ül Aziz) Valiliğine atandı. Bu görevden de bir buçuk yıl sonra alınarak Memur atama Komisyonu Başkanlığına getirildi.
Görevlerinde bulunduğu sıralarda çeşitli nişanlar alan Nafi Bey’e İran Devleti’nin ikinci derecede ödülü olan “Şir-ü Hurşid” nişanı verildi.
Nafi Bey 1891 yılında Hac görevini yerine getirdikten sonra Taif’de bulunuyorken, yakalandığı koleradan kurtulamadı ve orada öldü ve Taif’te toprağa verildi.
Devletin çeşitli kademelerinde görev yapan NAFİ Bey’in edebiyat ve tasavvuf alanında 15 kadar eseri var. Bir bölümü tercüme olan bu eserlerin bazılarının henüz basılmadığını öne süren İbnül Emin Mahmud Kemal, çok sayıda gazelinin bulunduğunu bunlardan bazılarının Adana’da SEYHAN Gazetesi’nde yayımlandığını anlatır ve NAFİ Bey’e bu eserlerden bazıları için Padişah Abdülaziz tarafından MECİDİ Nişanı verildiğini yazar.
İbnül Emin Mahmud Kemal bu arada NAFİ Bey ile ilgili bir de anısını anlatır. Bu anıyı günümüz Türkçe’si ile sunuyoruz:
“Nafi Efendi ile babam merhum Mehmed Emin Paşa dostlukları vardı. Zaman zaman buluşur sohbet ederlerdi. Nafi Efendi’nin Küçük Ayasofya civarındaki konağına birkaç kez babamla birlikte gitmiştim. Her gittiğimizde bana iltifat ederdi...
Gençlik günlerimde bir gazeteye yazılar öyküler yazardım. Bir gün yazdığım bir öyküyü kendisine bir mektupla birlikte takdim ettim. Bu mektupta yazımı okuyarak görüşlerini bildirmesini ve gerekirse düzeltmeler yapmasını çok saygılı bir dille rica etmiştim. Ertesi gün bu mektubun altına bir not yazıp öykümü aynen iade etti. Bu notunda Nafi Efendi “Cenabıhak feyz ve kemalatınızı müzdat buyursun” (Tanrı bilgi ve becerinizi korusun- arttırsın) diye yazmıştı. Yazımda hiçbir düzeltme yapmamıştı. Anladım ki, NAFİ Efendi büyük bir incelik göstererek beni kırmamak için yazıya dokunmamıştı.”
Nafi Bey’in bir dörtlüğü:
“Sinnin ki kemale oldu vasıl,
Göster bir eser ne oldu hasıl.
Gezdin bu kadar diyar-i gurbet,
Bildir görelim, nedir ticaret...”
Açıklaması:
“Yaşın olgunluk çağına girdi
Göster bakalım sonuç ne oldu
Bu kadar yabancı yerler gezdin
Söyle bakalım ne kazandın...”
>> Mehmet MERCAN
>> İllüstrasyon: Sefa Sofuoğlu
| Yorumlar |
|















