Anasayfa

Unuttuğumuz zenginliklerimiz

e-Posta Yazdır PDF

"Hayat gelme üstüme" diye bağırmak istediğiniz, aynaya baktığınızda suratsızlığınızdan korktuğunuz, hatta aynaya bu sebepten bakmadığınız günler olur mu hiç?

Hayattan soğuduğunuz anlardır onlar, ne konuşmak sizi rahatlatır, ne giyinip bir yerlere gitmek. Sadece mutsuz olduğunuzu hissedersiniz, sebebini siz bile tam bilemezsiniz... Boş düşüncelere dalar, dalarda daldığınız boşlukta kaybolursunuz hani... Hiç yokken geçmişe gömülür, hataları tartar tartar bir tarafa koyarsınız...

Nedenler, Niçinler pek bir önem taşır o anlarda? Hiç cevaplayamayacağınız sorularınıza cevap ararsınız..Hiç cevaplayamayacağınız soruları bir bir bulur, kendinize hiç acımadan sorarsınız...

Aslında cevap falan aramazsınız, çünkü cevaplayamayacağınız soruları özellikle seçer sorarsınız.. Amaç sadece zaten üzgün olan sizi , biraz daha üzmek, zaten düşünceler için de boğulmuş sizi , biraz daha boğmaktır.. Nefes alamazsınız, üstünüze üstünüze gelen sizden nefret edersiniz...

Bu duygular içinde siz küçülüp yok olmaya yaklaşırken, birden "Ben kimim? Neyim? Neden varım?" soruları ile karşılaşırsınız...

Bunları siz size-kendi kendinize yaparsınız... Kendinizi bir an için bataklıkta gibi hissedersiniz.... Geçmişte ki hatalardan oluşmuş bir bataklık... Bir hata -bir küçük hareket- sonunuz olacaktır...Hareket etmekten ürkersiniz... O son hatayı yapma ürkekliği ile boğuşup durursunuz...

İşte o günlerden birinde.. Ben? Beni beğenmeyen (arada bir ortaya çıkan ve çıktığında bana çok yıkımlar yaşatan ben) ben ile- böyle bir kavgamı verirken, kapım çalındı.... İsteksizce kalktım yerimden. -Yeni gelen bahar bile neşemi geri getiremiyordu- Kimdi şimdi bu kapıyı çalan? Ne istiyordu? Kapıyı açtım.. Üstü başı sokakta oynamaktan kirlenmiş 3-4 çocuk karşımda duruyordu... İçlerinden biri çok kibar bir dille,

"Balkonunuza topum kaçtı, alabilir miyiz" dedi...

"Tabii" dedi...

Kendim bile kendi sesimi tanıyamıyordum.. İsteksiz, yorgun, bitkin konuşuyordum... Gidip topu aldım balkondan.. Yüzüme zoraki kondurduğum bir gülümseme ile topu uzattım..

Ve ekledim..

"Bir gün camı kırabilirsiniz... Bence top ile arka parkta oynayın"

Çocuk neşe ile, Biz zaten arka parka top oynamaya gidiyorduk, arkadaşımın havaya attığı top, yanlışlıkla sizin balkonunuza geldi, biz hiç burada top oynamıyoruz, arka mahallenin çocukları gelip oynuyorlar, gecen gün sizin arabanın canımı kırıyorlardı, biz onları kendi mahallerine kovduk " dedi..

Biraz durduktan sonra ekledi:

"Arabanız çok kirlenmiş, arabanızı yıkayalım mı?"

Beklenmedik bu soru karşısında şaşırmıştım..Arabamı 1 haftadır kullanmadığım için kirlenmiş olmalıydı.. O anda, o içinde bulunduğun ruh halinden sıyrıldığımı hissettim... Çünkü yüzüme zoraki bir gülücük kondurmuyordum artık, "gerçekten gülüyordum"

Benim anlamsız gülüşüme bir anlam verememiş olmalı ki çocuk tekrarladı..

"Çok kirlenmişte" dedi...

Aslında bu bana da iyi gelecekti.. Mahallenin 3 -5 neşeli afacanı ile araba yıkamak yılgın bedenimi bir parça kendine getirebilirdi, kaç zamandır kendimle verdiğim savaştan bir parça beni uzaklaştırabilirdi...

"Bekleyin!.. Kova ve araba yıkama bezlerini, alıp geliyorum" dedim...

Aşağıda neşe içinde beni bekliyorlardı..

Bahçenin hortumunu getirip, suyu açtık, çocuklar öyle neşe içinde bana yardım etmeye çalışıyorlardı ki- arabanın daha çok kirlendiğine aldırmadan ben de çocuk oldum, 15 - 20 yaş küçülüverdim... Çevrede bize bakan anlamsız bakışları hiçe sayarak, arabayı apartmanın bahçesinde köpükler içinde yıkıyorduk...Yıkamıyorduk aslında oyun oynuyorduk.. Ne kadar uzun zamandır, çocuklar ile çocuk olup, bir oyun oynamamıştım, kimbilir...

"Bir tanesi geçen gün arka mahallenin çocukları burada top oynuyorlardı, sizin arabaya top geldi, camı kırılıyordu , ama biz onları kovduk" dedi ekrar...

Bu arka mahalle ile yapılan savaşı anlatma fırsatı verdi hepsine...

Sanki bende onlardan biri idim, arka mahallenin çocukları ile yaptıkları savaşları bana anlatıp, paylaşıyorlardı, kahkaha ve coşku ile... Sanki bu oyunu oynamalarına izin verdiğim içim bana minnettarlıklarını belirtir gibi idiler..

Oysa ben onlara teşekkür etmeli idim..

Onlar gelmese, ben ve beni beğenmeyen ben ile daha kaç raunt süren bir kavganın içinde olacaktım, kim bilir..?

İçlerinden biri -kız olanı- Bana hiç konuşmadan bakıyordu...Hiç konuşmadan, ama iri ela gözlerini süzerek, gözlerini benden ayırmadan bakıyordu...Arada göz göze geliyorduk, ama gülümsememe cevap vermiyor, sadece dikkatlice yüzüme bakıyordu...

İşlerimiz bitti, araba eski halinden biraz daha temiz oldu -sayılırdı-... İçimden -yarın muhakkak arabayı yıkatmam lazım- dedim..

Aslında amaç arabayı yıkamak değildi. Amaç hayat içinde, hiç beklenmedik bir anda beliren bir parça mutluluğu yakalayabilmekti...

Ve ben çocuklar gibi mutluydum, köpükler içinde arkadaşlarımla araba yıkarken...

İşimiz bittiğin de çocuklar emeklerinin karşılığını almalılar diye düşündüm... Onları evime ,bir şeyler içmeye davet ettim.. birbirlerinin yüzlerine baktılar.. Biraz çekingen olmakla birlikte gelmeye karar verdiler... Ne de olsa ben de araba yıkama oyununu oynayan arkadaşlarından biri idim artık...

Yukarı çıktık..

Evden ayrılırkenki sıkıntılı halim çocukların kahkahaları , arka mahalle çocukları ile yaptıkları savaş anıları ile uçup gitmişti..

Yaşları 8-10 arasında değişen, 4 büyümüşte küçülmüş dostumla, şimdi kola içme zamanı gelmişti...

Önce çikolata yemeleri için şekerliği uzattım her birine, birer birer..

Hepsi yüzlerinde bir gülümseme ile çikotalara uzandılar..

Ama o ela gözlü bilmiş afacan uzanırken fark ettim, çikolatadan çok şekerlikle ilgilendi.. Tıpkı arkadaşları araba yıkamayı, bir su savaşına çevirirken, onun bu savaştan uzak kalıp arabayı incelemeyi tercih ettiği gibi... Sonra kolalarını içtiler, arabamı- arka mahalle çocuklarından korumaya ant içip, ayrılırlarken, ben teşekkür etmeye hazırlanıyordum ki..

Ela gözlü, güzel yüzlü kız, yüzüme baktı ve sordu:

"Abla ..Siz zengin misiniz?"

Beklenmedik bir soru karşısında, ağzınızdan birşeyler çıkar da, siz bile ne demek istediğinizi anlayamazsınız ya..İşte öyle birşeyler söylemeye çalıştım...

"Ben mi? Hayır? Nereden çıkardın bunu?"

"Arabanız, kristal şekerlik de ikram ettiğiniz çikolatalarınız ve dolapta hazır kolanız var" dedi...

Düşündüm... Yüzümde o gülümseme, ne kadar öyle kapıda durdum bilmiyorum.. Arabam hayattaki sahip olduğum tek gayri menkulümdü.... Çikolata ve kola da, o ela gözlü tatlı kız çocuğu için, bir zenginlik belirtisiydi işte... Hiçbir şey diyemedim.. Ben onun gözünde zengindim... Ne desem bunu değiştiremezdim..

"Araba kirlendiğinde tekrar araba yıkayalım mı" dedim.

"Evettttttt" dediler...

15 günde bir pazarları mahallenin çocukları ile araba yıkıyoruz -(ben sonra pazartesi arabayı yıkamaya götürüyorum)- daha sonra zenginliklerim olan çikolata , kola bazen de meyve suyumu mahallenin çocukları ile paylaşıyorum..

Bu oyun bir gün biter de, ben sahip olduğum zenginlikleri unuturum diye korkuyorum... Olur da sahip olduğum zenginlikleri unutuveririm diye, dolabımda biraz çikolata ve kola bulunduruyorum... Ansızın kapım çalındığın da, gelen oyun arkadaşlarım ile zenginliklerimi paylaşmak için...

Bazen, sahip olduğumuz zenginlikleri, ne çabuk unutuveriyor ve yersiz kederlere bir çırpıda dalıveriyoruz, öyle değil mi?

>> İnternetten

Yorumlar
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 

reklam

Kimler Online

Şuanda 10 konuk çevrimiçi

İstatistik

Üyeler : 66
İçerik : 195
Web Bağlantıları : 6
İçerik Tıklama Görünümü : 137739