Anasayfa Söyleşi Söyleşi ''Sazıyla sevişen adam''

''Sazıyla sevişen adam''

e-Posta Yazdır PDF

Feridun DalgınlıBüyükşehir Belediye Konservatuarı Türk Halk Müziği Bölüm Şefi, Çukurova Üniversitesi Uygulamalı Öğretim Elemanı ve Borsa Restoran'ın Türk Halk Müziği sanatçısı olarak 3 işi birlikte yürüten Feridun Dalgınlı, bağlama çalarken kendinden geçiyor. Bu özelliği yüzünden Adanalıların 'sazıyla sevişen adam' dediği sanatçı, bağlama çalmayı bir bilim olarak gördüğünü, hayatının sonuna kadar bu bilimin sırlarını keşfetmeye çalışacağını söyledi. 

Feridun Dalgınlı, 2 resmi kurumda öğretmenlik, bir restoranda da sahne sanatçılığı yaparak yaşayan bir müzik aşığı. Sahne adıyla 'Feridun' saz çalarken kendinden geçiyor. Öyle ki; bağlamayı eline aldığında hareketleri değişiyor, yüzünün ifadesi şekilden şekile giriyor, sanki bu dünyadan çıkıp başka bir alemde yaşamaya başlıyor. Onun bu hallerini görenler, kendisine 'sazıyla sevişen adam' yakıştırması yapıyor.

Büyükşehir Belediye Konservatuarı Türk Halk Müziği Bölüm Şefi, Çukurova Üniversitesi Uygulamalı Öğretim Elemanı gibi görevleri olan, akşam olunca Borsa Restoran'da sahneye çıkan Feridun'un çekmecesinde Bethoven ile Ali İzzet yanyana duruyor.

Bağlama çalmayı bir 'bilim' olarak gören ve son nefesine kadar bu bilimin sırlarını keşfetmeye çalışacağını söyleyen Feridun, bu haftaki sohbet konuğumuz olarak bize kendini anlattı. Aslında ona kalsa, kendini bağlama çalarak anlatmak isterdi ama müziğin sesini gazete röportajı ile yansıtma olanağımız yok. Bu yüzden kelimelerle idare ettik.

* * *

-Saz çalmaya nasıl başladınız, kaç yaşında, nerede, hangi vesileyle?

-Bizim çocukluğumuzda aranjman modası vardı, türküler çok reavçta değildi. Anadolu folk grupları türküleri uyarlayarak çalardı. Her mahallede gitar çalan ya da çalmaya çalışan meraklı gençler olurdu. Bizim de bir abimiz vardı, onun yanına gider çaldığı aranjmanları dinlerdik. Bu arada bizim yedi göbek sülalemizde müzikle ilgilenen kimse yok. Benim babam oto tamircisi, sülalemde birçok kişi kuru temizlemeci. Sadece çok uzak bir akrabamız, annemin amcası -ki halen hayattadır, yaşı da 90'ın üzerinde galiba - gençliğinde bandolarda görev almış. Sanıyorum, korno çalmış. Bu kadar müzik dışı bir ailede çevrenin etkisiyle ben kendimi müziğe yakın hissediyordum. Elime geçirdiğim bir sazla 'Aman Ayşem yaman Ayşem' falan çalıyordum. Ancak bu konuda bilgim yoktu, nota öğretecek birisini arıyordum.

-Sazı nereden buldunuz?

-Valla bunu bugüne kadar gizlemiştim. Babama buradan itiraf ediyorum şimdi. Babamın oto yedek parça dükkanı vardı o zaman. Ben ortaokul birinci sanıftayım. Aynı zamanda da çalışıyorum babamın dükkanında. Dükkanın kasa defterine sattığımız parçaları yazardık. İşte ben saz almak için sattığım bazı malları oraya yazmadım, gizledim yani, parasını da kendime ayırdım ve o paraları biriktirip bir saz aldım.

-Sazı aldınız, peki çalmayı biliyor muydunuz?

-Yok bilmiyorum ama kendimce çalmaya çalışıyorum. Bizim bir komşumuz vardı, Tekel'de çalışıyordu, iyi saz çalardı. Ona gittim öğretsin diye. Hiç unutmam 'Penceresi cam cama muallim'i yazdı bir kağıda verdi bana. Fabrikada bir hafta gündüz, bir hafta gece çalışıyordu. Bana verdiği türküyü çalıştım, gece vardiyasında olduğu hafta onu hiç görmedim. Bir hafta sonra gittim yanına. Bana dedi ki 'sen saz çalmayı biliyorsun zaten'..'Niye' dedim. 'Daha ilk türküde sazın göğsüne vurarak çalmayı nasıl becerebilirsin ki' dedi. Benim de bilinç altıma işlemiş, Neşet Ertaş gibi çalmaya çalışıyorum ve sazın göğsüne de vuruyorum bir yandan. O öğrenme çabası halen sürüyor, çıraklığımız devam ediyor.

-Kimden öğreniyorsunuz, ustam dediğiniz kimse var mı?

-Var tabi, çok var..Adana'da kim güzel saz çalarsa dizinin dibine oturduk. Hepsinden birşeyler öğrendik.

-Peki, sonra nasıl gelişti hikaye?

-Çocukluğumuzun ilk yıllarında babamızın evinde tamirciydik. Elimiz, yüzümüz yağ olurdu. Sonra Murat 124'lerden sonra 131'ler çıkınca, otomobillere rağbet çok arttı ve babam bir yedek parça dükkanı açtı. Dükkanda artık yağ, pas içinde kalmadan temiz temiz çalışma ortamı buldum. Müşteri beklerken de saz çalmaya başladım. Bir yandan da işin nota kısmını öğrenmek istiyorum. Her hafta Milli Mensucat İlkokulu'nun içindeki Milli Eğitim Yayınevi'ne gidip 'müzik kitabı var mı' diye sorardım. Çalışan kadın benden bıkmıştı, artık beni kapıda görür görmez 'yok, müzik kitabı yok' demeye başladı.

-Nota bilgisini kimden aldınız?

-Osman abi diye bir müşterimiz vardı ve nota biliyordu. 15-16 yaşlarındayım o zaman. Osman abi dükkana geldiğinde yakasına yapışıyorum, nota öğrenmek için. Öğretti sağolsun, sonra uzun yıllar birlikte meşk ettik. Geceleri de insanlar yattıktan sonra bulabildiğim müzik kitaplarını karıştırarak kendimi geliştirdim. Kulakları çınlasın Deli Ömür diye anılır bir piyanist vardı Adana'da. Çok muazzam bir müzisyendi, şu anda İstanbul'da aranjörlük yapıyor. Onun yanına da giderdik, meşk ederdik. Ondan biraz batı müziği ile ilgili dersler aldım. Öyle böyle derken, askerde bandoda tenor saksafon çaldım. Bir birikim oluştu yıllar içinde.

17 YAŞIMDA MÜZİKTEN PARA KAZANMAYA BAŞLADIM

-Ne zaman para kazanmaya başladın bu işten?

-17 yaşımda başlamıştım para kazanmaya. Düğünlere gidiyordum, ayrıca eski Baraj yolunda çay bahçeleri vardı, oralarda çalıyordum akşamları. Başka yerde çalışamıyorduk o zaman, yaşımız küçük olduğu için ahlak polisleri izin vermiyordu. Mahalle düğünlerine de gidiyorduk. Askerden geldikten sonra pavyonda çalışmaya başladım. Birgün biri 'sen nasıl saz çaldığının farkında mısın?' dedi. Aldı beni Demirköprü'nün yanındaki pavyonlara götürdü. Bizi içeri almadıkları için dışarıdan dinledik. Kulak kabarttım, duyduklarıma inanamadım, gerçekten kötü çalıyorlardı. Sonra bu olaydan cesaret alarak, 'bu işi meslek olarak yaparım ben' dedim.

SAHNEDEKİ HALLERİM İÇİMDEN GELİR

-Saz çalarken kendinizden geçtiğiniz için size 'sazıyla sevişen adam' diyorlar. Nasıl oluyor bu? Ne hissediyorsunuz saz çalarken?

-Şimdi şöyle bir şey var, 'mürit şeyhini uçurur' derler. Sağolsunlar, insanlar bizi böyle uçuruyorlar ama o kadar da abartılacak bir şey değil. Bir gün kameraya çekin de verin dedim, kendimi merak ettim saz çalarken nasıl hallere giriyorum. İnanın bilinçli bir şey değil o haller? Bir fıkrayla açıklayayım derdimi: Adam doktora gitmiş, 'doktor bey ben hiç gülemiyorum' demiş. Doktor ne yaptıysa adamı güldürememiş ve son çare olarak kente yeni gelen sirke git, palyaçoyu izle, seni o da güldüremezse yapacak bir şey yok' demiş
Adam bu sözler üzerine kahkalarla gülmeye başlamış. Şaşıran doktor sormuş 'niye gülüyorsun şimdi', adam cevaplamış: 'O palyaço benim.'

PROVASIZ ÇIKARIM

Hiçbir zaman provalı sahneye çıkmam, sahneye çıkmadan önce ne söyleyeceğimi hiç düşünmem. Sazımı elime aldığım zaman başka bir dünyaya giderim. O bambaşka bir dünya, anlatamam nasıl bir şey olduğunu. Sanki bir sır perdesi var, o perdenin arkasına giriyorum gibi bir duygu. Ne kadar bunalımlı, sıkıntılı bir günümde de olsam, saz çalmaya başlayınca unuturum kendimi. Söylediğimiz türküyü hayal ederim.. 'Ağam İstanbul'u mesken mi tuttun' diye söylemeye başlayınca, köy meydanında oturmuş ağıt yakan kadının görüntüsü gelir gözümün önüne, boğazım düğümlenir.

GÜLEREK UZUN HAVA SÖYLENMEZ

-Ne kadar sürüyor bu durum?

-Beni izleyenlerin tepkisine bağlı. Ben böyle dalmış giderken, lakayıt bir şekilde dinleyenler olursa, o zaman işi muzırlığa vuruyorum. Bazen öyle anlar oluyor ki, adam Yemen türküsünü istiyor, sonra kalkıp çiftetelli oynayarak eşlik ediyor. Bu bir hastalık, televizyonlarda da görürsünüz. Anlı şanlı sanatçılar 'Yaktın beni, yıktın beni..' diye hüzünlü bir şarkı söylerken, yüzlerinde gülümseme olur, sanki neşeli bir konudan bahsediyormuş gibi.. Uzun hava söylerken insan gülebilir mi? Bunu bir türlü anlayamıyorum. Sahne bir tiyatrodur bana göre. Sahnede robot gibi olamazsınız, sizi yönlendiren söylediğiniz türkünün içeriğidir. Coşku, hüzün, acı.. Hangi duygu baskınsa türküde o havaya girmeniz gerekir.

SİNATRA DA DİNLERİM ALİ İZZET DE

-Siz kimi dinlersiniz?

-Çocukluğumuzda tablacılar, şalgamcılar falan satış yaparken kaset çalardı. Çoğu da o zaman moda olan arajmanlardı çalınan parçalar. Büyüklerimiz de akşamları çilingir sofralarında Hamiyet Yüceses, Safiye Ayla, Abdullah Yüce dinlerlerdi. Ergenlik zamanımızda Neşet Ertaş'la Orhan Gencebay'la gözümüzü açtık. Bazı yabancı sanatçıları da dinlemeye doyamıyorum. Mesela Dire Straits grubunun gitaristi Mark Knofler'ı dinlerken, sanki kendi müziğimi dinliyorum gibi yüreğimin yağı eriyor.var . Bir Santana'yı dinlediğim zaman bambaşka bir boyuta gidiyorum. Hiç yabancı müzik dinliyor gibi hissetmiyorum. Çekmecemde Frank Sinatra'nın kasetleri de var, Ali İzzet'in kasetleriyle yanyana.

-Albüm çıkardınız mı ya da çıkarmayı düşünüyor musunuz?

-Hayır çıkarmadım, çıkarmayı da düşünmüyorum. Okulda birilerine ders vermek, öğretmek şöhret olmaktan çok daha güzel diye düşünüyorum. Öğrencilerimin birşyer öğrendiğini, kendilerini geliştirdiğini görmek trilyonluk servete değişilmez.

-Hayalinizde saz çalmak istediğiniz özel bir ortam var mı?

-Bir senfoni orkestrası ile çalmayı isterdim ama olmadı şimdiye kadar.

* * *

USTALARLA ÇALMAK ONUR

-Divan Musiki Cemiyeti gibi önemli müzik ortamlarının büyük ustaları sizinle birlikte çalıyorlar. Size duydukları saygının bir göstergesi bu? Bu seviyeye nasıl ulaştınız?

-Ben kendimi halen çırak gibi görüyorum ama bir yandan da birçok kişi tarafından takdir ediliyorum. Sağolsunlar Ali Şenozan, Toktay Sökmen, Uğur Türel gibi önemli müzik adamlarıyla burada birlikte çalışıyorum. Bazen sazı elime aldığım zaman, bakıyorum Toktay hocam alıyor eline kanunu, bir çocuk sevinciyle yanıma geliyor. 'Sana eşlik etmekten onur duyuyorum' diyor. Bu benim için daha büyük bir onur.

-Kendinizi saz ustası olarak görüyor musunuz?

-Şuna inanıyorum, hala sazı istediğim gibi çalamıyorum, o noktaya ulaşamadım. Bunu söylerken tevazu göstermiyorum. Gerçekten o noktaya ulaşamadım. Bugün Mozart, Bethoven, Rahmaninov, Çaykovski, Şopen, bugün bunlar dünyanın gelmiş geçmiş en büyük bestecileridir. Bu kadar zeki adamlar bir piyano, bir keman çalıyordu. Paganini gibi bir adam sadece keman çalıyormuş, ama kemanda öyle bir noktaya gelmiş gibi bugün bile onun gibi çalan yok.

* * *

GARSONA KIZDIM, YENİ BİR TEKNİK KEŞFETTİM

-Saz çalarken bir bardak kullanıyorsunuz, bardağı tellerin üzerinde gezdirerek değişik sesler çıkarıyorsunuz, bu özel bir yöntem mi?

-Yıllar önce sahnedeyken bir müşteri rakı ikram etmişti. Bardağı alın burdan dedim çalışanlara, duymadılar beni, birkaç kez seslendim duyan yok. Ben de bardağı aldım elime, sinirimden tellerin üzerinde gezdirerek bir türkü çalmaya çalıştım. O sırada çıkan sesin, Orhan Gencebay'ın şarkılarındaki sitar (Bir tür Hint sazı) sesine çok benzediğini farkettim. Sonra da bunu arada bir kullanmaya devam ettim.


>> Bu söyleşi, 22 Ekim 2005 günü Hürriyet Gazetesi'nin Çukurova Eki'nde yayınlanmıştır.

Yorumlar
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 

Adanaca-Türkçe Sözlük

reklam