Anasayfa Yazarlar Mustafa ÖNCÜL Mutluluğu, sevinci paylaşabilmek üzerine üç beş söz…

Mutluluğu, sevinci paylaşabilmek üzerine üç beş söz…

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfEn iyi 

Geçtiğimiz ay, yine burada, “Kuyunun duvarları dik ve ıslak ama…” başlıklı bir yazı yazmış, Mükremin Çıtır ve sevgilisi Asuman’ın minik diyalogundan hareketle üç beş satır bir şeyler karalamıştım…

Asuman, gözü yaşlı, üzgün bir şekilde soruyordu ya Mükremin’e:

“Beni artık sevmiyorsun öyle mi?”

Mükremin Çıtır, “Yani seni seviyorum da… Seni sevmeyi eskisi kadar sevemiyorum.” diyerek başlıyor ve devam ediyordu:

“Hani, eskiden seni sevmenin, birbirimizi sevmenin yeşil gevrek bir tadı vardı… Seni güldürmenin lezzeti damağıma yerleşir, orada mutlu mesut yaşardı... Yani, bir şey olduğu vakit, ‘İlk, ilk bunu koşayım gideyim, Asuman’a söyleyeyim’ tarzında bir haberci telaşı olurdu...”

Diyalogun sonrasını da yazmıştım o yazıda…

Bu yazıyı ve de tabi ki konuyu arkadaşlar arasında epey bir konuştuk, tartıştık. Herkes farklı bir yerinden tuttu mevzuu; oradan bir yerlere, bir şeylere doğru uzanmaya çalıştı. Bense Mükremin’in, “….Yani, bir şey olduğu vakit, ‘İlk, ilk bunu koşayım gideyim, Asuman’a söyleyeyim’ tarzında bir haberci telaşı olurdu...” sözüne takıldım.

Bizleri mutlu eden, mutsuz eden, heyecanlandıran, neşelendiren, üzen, öfkelendiren, kıran, inciten o kadar çok şey yaşıyoruz ki. Bunların hemen hepsini bir şekilde paylaşmaya çalışıyoruz çevremizdekilerle. Bazılarını paylaşıyoruz, bazılarını kendimize saklıyor, neşesini de hüznünü de bir başımıza yaşamayı tercih ediyoruz.

Üzüntülü, tatsız, kötü şeyleri paylaşamamaktan, yakınımızda paylaşacak birilerinin olmamasından yakınırız çoğunlukla… Üzüntümüz, mutsuzluğumuz birileriyle paylaşınca azalacaktır, bitecektir bizim için. Ya da… Kara günlerimizi, dertlerimizi paylaşacak dostlarımızın olması sevindirir bizi, kendimizi şanslı hissederiz böyle zamanlarda.

Kara günler, üzüntüler, mutsuzluklar kadermiş gibi gelir bana hep. Asla istemediğimiz halde gelir bulur bizi. Yaşamamız gereken, ne yaparsak yapalım yaşamaktan kaçamayacağımız alın yazımızdaki talihsiz satırlardır… Böyle zamanlarda yakınımızdaki dostlarımız da yine aynı alın yazısında rol verilmiş yan karakterler gibidir sanki… Hiç dostumuz, arkadaşımız olmasa da böyle zamanlarda yakınımızda birileri, bir şekilde hep olur nedense. Hatta en yalnız kalmak istediğimiz zamanlarda bile yanımızda olurlar; bırakmazlar bizi kendimizle baş başa. 

 Mükremin Çıtır’ın söyledikleri var ya… “….Yani, bir şey olduğu vakit, ‘İlk, ilk bunu koşayım gideyim, Asuman’a söyleyeyim’ tarzında bir haberci telaşı olurdu...” diyor ya hani…  Bu durum çok daha mı önemli ne?!.. İnsan, böyle birilerinin varlığını daha mı çok arar acaba?..

Televizyonda ansızın karşınıza çıkan bir filmi izlediğinizde yaşadığınız keyfi, duyduğunuz mutluluğu paylaşabileceğiniz kaç tane insan vardır yakınınızda?.. Çok beğenerek aldığınız bir kitaptan, CD’den “Bir tane de ona alayım. Çok mutlu olur.” deyip,  ikişer tane aldığınız kaç kişi vardır çevrenizde?.. Arabanın radyosunda çok sevdiğiniz bir şarkı çıkınca, “Bak senin de çok sevdiğin şarkı çıktı. Hemen falanca radyoyu aç!..” deyip, heyecanla telefona sarılacağınız birileri var mıdır?..  “Dün bir lokantaya gittim. Harika balık yapıyor. Mutlaka seni götüreceğim oraya.” deyip davet edeceğiniz arkadaşlarınızın sayısı nedir?..  Kaç kişidir sizi mutlu eden, sevindiren şeylerle mutlu olup, sevinen, sizinle aynı heyecanı yaşayan?..

Sohbetlerimizden birinde, “Ben kara gün dostu istemiyorum. Kara günümde düşmanım bile yanıma gelip, üzüntülerini bildiriyor, ‘Yapabileceğim bir şey var mı?’ diye soruyor. Ben mutluluğumu, sevincimi paylaşacak dostlar, arkadaşlar istiyorum.” demişti yaşça benden büyük bir arkadaşım. Çocukluğumuzdan beri kara gün dostlarının hep yüceltilmesinden midir nedir, mutluluğumuzu, sevincimizi paylaşacak, bizimle aynı duygularla yaşayacak dostlarımızı, arkadaşlarımızı es geçiyoruz galiba… Belki de bu yüzdendir, karşı çıkmıştım arkadaşımın bu sözlerine ilk anda… Sonraları düşünüce, hak vermeden edemedim. Ben onun kadar keskin düşünüp, “O değil, bu olsun” gibi bir söz söylemiyorum ama… Mutluluğu, sevinci, neşeyi, heyecanı paylaşmanın bir erdem, böyle dostların, arkadaşların varlığının da çok büyük bir kazanç olduğunu düşünüyorum.

[Mustafa ÖNCÜL]

Yorumlar
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 




Adanaca-Türkçe Sözlük

reklam

Adana'dan sesler, yüzler, sokaklar...






Sefa Sofuoğlu'nun karikatürleri için tıklayınız.


Mustafa Öncül'ün yazıları için tıklayınız.

Zafer Doruk'un yazıları için tıklayınız.

Konuk yazarlarımızın yazıları için tıklayınız.









Kimler Online

Şuanda 5 konuk çevrimiçi

İstatistik

Üyeler : 75
İçerik : 243
Web Bağlantıları : 6
İçerik Tıklama Görünümü : 415033