2002’nin ilk günleri...Geçici olarak yaşamaya başladığım Amsterdam'dan 2-3 haftalığına İstanbul’a gelmişim... Tam 2 aydır rüyalarımda buram buram kokan el kıyması acılıbirbuçuk Adana, önden 20 şiş kuzu ciğer, közde bişmiş süs biberi, acılı ezme, bol sumaklı maydanozlu soğan, tabi ki...
Tabii ki değerli "kebab-şalgam gurme" AyberBey'in belirttiği şekilde hazırlanmış, kıvamında dinlenmiş keskin mi keskin az acılı şalgam. Üffffff.... Yazıya biraz ara verecem.. Kusura bakmayın... Dayanamıyorum.... Sonra görüşürüz. Saygılar. Devam edecek yazım.
...
Ya kusura bakmayın.... Bi şeye karar verdim; aç karnına adana kebabından bahsedilmiyormuş. Şimdi kaldığımız yerden devam:
İstanbul'a adımımızı attık. İlk geceki ilk durak illaki Ocakbaşı...
Bildiğim güzel bir yer var Beyoğlu’nda. UMUT OCAKBAŞI. Güzel derken öyle böyle diil. Adana’da bile zor bulunur bi yer. Çalışanların hepsi 100% süzme Adanalı. Çoğu Mirzaçelebi’den. 2 -3 arkadaş Mıdık’tan. Bi de ustamız var Karşıyaka’dan... Bilen bilir bu takımın çıkaracağı maçı (!)
Her neyse... Bekar adama alemde tek gezmek yakışmaz deyip İstanbullu bi bayan arkadaşımı "Seni bu gece hayatta tatmadığın zevklere ulaştıracağım" diyerek davet ettim. O da başına geleceklerden habersiz daveti kabul etti.
Mekana girerken sağlı sollu boş kasalar, kömür çuvalı dikkatimizi çekiyor. Ben bu sahneyi zaten biliyorum da İ.K (İstanbullu Kız) bilmiyor. İçeri giriyoruz. Kapıda karşılanıyoruz "Kardaş Hoşgeldin" deyip iki yanağımdan öpüyor kirli beyaz renk gömlekli ya da sadece kirli beyaz gömlekli abimiz. Gömleğindeki düğmeler hür kalmak için çırpınıyor göbeğinin büyüklüğünden.. Ha koptu ha kopacaklar... İK'ya dönüp "Yenge sen de hoşgeldin" diyor... Elini sıkıyor....
O ara ocakbaşındaki ustamız bizi fark ediyor. Kendi mahallinde rakı kadehini kafaya dikmişken, aniden indirmek zorunda hissediyor kadehini. Sigara içerken babasına yakalanmış 14’lük delikanlı misali ve olduğu yerden elini sallayarak "Ya nerdesin sen yaaa..." diyor sarı-siyah dişlerini otuziki tekmil sıraya dizerek... Samimiyet maksimum.....
Biz kendisine yönelirken mutfak tarafındaki çocuğa sesleniyor "Oğlum 2 servis aç ocakbaşına." .... Çöküyoruz taburelere.. İK’nın gözü yere serpilmiş odun talaşına takılmış... Muhtemelen mekanın kiri diye düşünüyor... Anlam veremiyor bu kadar kire... Daha yeni başladık dumurlara sabret be güzelim...
Biz hoşbeş ederken 2-3 dk geçmiyor önümüze acılı ezme, limon-maydanoz-turp üçlüsü, soğan-sumak, bi ufak rakı, Adana’dan özel olarak getirilmiş, rakı şişesine doldurulmuş keskin mi keskin şalgam ve diğer aksesuarlar... Bi de rakı bardağına sıkıştırılmış pembe ambalaj kağıtları.. Peçete dublörü misali...
Lavaboya kalkıyorum ellerimi yıkamak için... İşim bitiyor... Havlu niyetine duvara çivilenmiş saman kağıtları görüyorum. Birini kopartıp kuruluyorum elimi... Yerimdeyim. Ben gelene kadar Murat Usta köze soğan-biber ve domatesleri atmış bile... 20 tane de karışık et-ciğer... Biliyor başlangıç olarak ne yiyeceğimi.. .İnceden gülümsüyor anlamlı anlamlı... Selamlaşıyoruz hafiften... Yıllar sonra birbirini bulmuş iki dost gibi.. Candan.. Duvarlarda boy boy Ulu Önderimiz Atatürk’ün resimleri asılı.1-2 tane diil...10-15 tane büyük boy poster... Abartmıyorum... Hepsi Atatürk... Duvara asılı küçük radyodan cızırtılı bir Müzeyyen Senar sesi geliyor. "Ben küskünüm feleğe" diyor derinden.. Mest oluyorum.. Sarhoş mu oldum ne?.
Hasan Şaş'ın dezzeoğlu Şef Garson Emin (Mirzaçelebi’den) geldiğimi duymuş. Üst kattaki servisini bırakıp aşağıya gelmiş bana sarılıyor "Hoşgeldin kardaş" nakaratıyla...
Tekrar Murat Usta'ya takılıyor gözümüz ...Ortası oyulmuş tahta tezgahında soğana vurduğu satır darbelerinin ahengiyle ortaya çıkan tını Fazıl Say'a 20 tane beste çıkartır... Hazırladığı kıymayı simsiyah olmuş kalın şişe geçirirken sanatını konuşturuyor... Keyf aldığı her halinden belli... Kıymayı nakış gibi öyle bir işliyor ki zenci şişe, zannedersin ki haftaya Kültür Sitesi’nde açacağı sergiye eserlerini yetiştiriyor!!! Michalengelo, Yamaçlı'da doğmuş da ekmek parası için İstanbul’a gelmiş... Helal sana be Ustam!!!
Arada bir elini yanındaki kasedeki suya kibarca, hafiften yumuşak yumuşak bi daldırıp çıkarıyor, devam ediyor son çalışmasına... Şimdi sıçtık... İK’nın gözü kaseye takıldı... Kasenin içindeki su olmuş Haliç. Morla siyah arasında tanımlayamayacağım bir renk almış. İğrenmiş bir ifadeye ulaştı İK’nın yüzü.. Hemen dikkatini dağıtmaya çalışıyorum... Ocaktaki Şişler hazır... İmdadıma yetişiyorlar... Ben çekiyorum bi tanesini ocaktan, açık ekmeğin içine bolca sumaklı soğanla birlikte... Bi de dayıyorum kimyonu...
"Yesene sen de" diyorum, lütfediyor alıyor bir tane... Kibar elindeki çatalıyla tabağına çekiyor tüm etleri... Bi de en güzel tarafını, yağlarını kenara ayırıyor utanmadan... Bozuluyorum... Bişey demiyorum.. Ama sabrın da bir sınırı var !!!
"Üstünü ört, üşümesin etler" diyorum..Yüzüme bakıyor manasızca.. Ben yememe devam ediyorum.... Şişler bitmek üzereyken ustam soruyor usta mahallinden kibar-arab şivesiyle ; "Ne atim? Ne yen?" Ben "Yavaş yavaş ustam" demeye hazırlanırken elindeki siyah ya da, sabah beyazdı da şimdi siyah, üstüpüyle kullanılmış şişleri silmeye başlıyor.. Az sonra o şişlere bizim kıymayı zipleyecek(*). Bence mahsuru yok da İK takıldı.... "Ya güzelim sen yemene bak bu tip olaylara takılma, bak et lokum gibi " dememe fırsat kalmadı ustam şişleri bitirdi üstüpüyle tezgahındaki soğan, kıyma, maydanoz, domates, v.s. artık allah ne verdiyse artıkları temizlemeye başladı...
Abooovvvv... Film kopuyor!!! Ben artık bi şey demeyim diye düşünürken bu kez aynı üstüpüyle ellerini sildi..."Alllaaaahhhh... Bu film burda bitmez kesin bombayı patlatacak" diye düşünmeme fırsat bile vermedi Yamaçlı’nın delikanlısı , yapacağını yaptı.... Simsiyah olmuş önlüğünün eteğini kibarca kaldırdı ve alnının terini sildi...Ustam şimdi bitirdin işte beni... Ne yapim şimdi ben, nerelere gidim... Başımı hangi taşlara vuriim...
Ben yine İK’nın dikkatini başka yere çekmek için ustaya "bana acılıbirbuçuk" İK’ya dönerek "sen ne yersin" diye sordum. İK kustu kusacak..."Ben bişey yiyemeyeceğim burada" deyince "Tamam olabilir, sen kaybedersin... Rakıyı iç sonra seni McDonalds’a götürürüm" dedim. Hiçbir şey söylemedi... Kalktı gitti !!! Fantezi diil vallaa.. GİTTİ !!!
Ammaaan... gidersen git bea... İstanbul’da İK çok ama böyle et, böyle kebabı nerde bulacan? Kendi kendime konuşuyorum ardından ; "Kebabın yanına bulgur pilavı koysaydık (İstanbul usulü) bi de Arto çıksaydı burada, beğenirdi kebabı herhalde"
Abboooov ... Kendimi toparladım... Gitmesi bana yaradı yav... Şişler bana kaldı...Üşümüşler.. Tekrar attık ocağa hafif bi değdirdik ateşe... Tören yeniden başladı... Acılıbirbuçuk da geldi... Allahım !!! Allahım !!!! Bu ne biçim bi şey ya... Daha ocaktayken kokusuna hayran kalıyorsun... Ustam bi de kıyak geçmiş, dırnaklı pideyi yağlamış.... Kıyma ne biçim olmuş bilyon mu?... Loggum loggum... Ağızda, damakla temasında darmadağın oluyor... Hemen yutmak istemiyorsun, bu zevk bitmesin, ömür boyu sürsün istiyorsun... Ama bitiyor işte... 20 şişin üstüne 1,5 acılı da bitti. Ufak kesmedi bi ufak daha... 5 şiş daha at diyorum... Diyet yapıyorum diye fazla yemeyeceğim bugün... Hemen ardından atom(**) geliyor. Herkese yapmazlar atomu... Bekarım ya biliyorlar... Ondan.!!!
Saat gece yarısını sollamış, dün çoktan bugün olmuş bile... Hesap geldi... Esnaf işi... Bahşişimizi de verdik... Kalkacam... Ustam işini bitirmiş 2 kadeh rakı almış, yanıma çöktü... Hadiiii..... "İK lar beni bekliyor" diyorum.... "Bırrrak bu işleri yaaaa" diyor.... Nar ayıklatmış, hatta kendisi ayıklamış herhalde, elleri kırmızı siyah.... Kıramıyorum... Sıcak bir sohbetten sonra son sincap(***) da bitiyor ve dükkanı kapatıyoruz hep beraber...
Ben Beyoğlu’nun karanlık sokaklarında yalnızlığımla baş başa kaybolurken, yarın akşam acılıbirbuçuk kültürünü empoze çalışmalarımı uygulayabilecek bir İK daha bulmak için akacak bir bar aramaya başlamıştım bile....
(*) Ziplemek: Saplamak. Kıymayı, kebap şişine geçirmek.
(**) Atom: Kebapçılarda, gecenin finalinde, hurma, bal, ceviz içi, muz ve kaymak ile yapılan, ayıktırıcı, kafa temizleyici, duvara tırmandırıcı bir energy-drink. ;)
(***) Sincap: Gecenin finalinde, hesap ödendikten sonra, rakı bardağında gelen bira (Müessesenin ikramı)
[ Besim Süha Bugay ]
28.10.2002
| Yorumlar |
|












