Yazı yazmak için her zaman ideal bir ortam olmuyor.
Hani… Bilgisayarın başına oturduğumda yazı yazmak için… Şöyle efil efil, serin, sessiz bir mekan… Şu sıcak yaz günlerinde soğuk bir içecek… Geriden hafif hafif gelip, ruhumu dinlendiren bir müzik… Belki bir keyif sigarası…
Dergiden Sezer arıyor, “Öncül Bey!.. Hadi… Yazınızı hala göndermediniz. Çabuk!.. Sayfa sizi bekliyor!..”
“Eyvaaaah!.. Ben unuttum yazıyı hepten yaa!.. Hay Allah! Hemen gönderiyorum…”
Ne göndermesi? Neyi gönderiyorsun? Daha yazı ortada bile yok!
Apar topar notlarımı açıp bakıyorum. Yazmak için saptadığım konulardan birini seçiyorum… Kafamı toparlayıp, yazmaya başlıyorum. Acelem de var ya… Elim ayağıma dolanıyor!
“Dürülü dürülü dürülü dürülü!...”
Telefon!..
“Aloo…”
“Erdal!... Erdal, n’aber lan!.. Ben Kenan…”
“Hayır kardeşim. Ben Erdal filan değilim. Yanlış numara!..”
“Erdal’ın evi değil mi orası?”
“Değil. Burası Erdal’ın evi değil. Ben de Erdal değilim zaten.”
“Kimsin peki?”
“Sana ne kardeşim! Erdal değilim işte. Hadi iyi günler.”
Yeniden yazımı yazmaya koyuluyorum…
“Zırrrrrrrrr!..”
Kapı!..
Kapıyı açıyorum… Arkadaşım Fikret.
“Öncül’cüm… Gene kapanmışın eve. Hayırdır n’apıyorsun?”
“Gazeteye yazı göndereceğim. Onu yazmaya çalışıyorum.”
“Ben de arabayı yıkamacıya verdim. O yıkanırken, sana bir uğrayayım dedim. Laflarız biraz. Eeee? N’aber? Ne var ne yok?”
“İyi yapmışın. Hoş geldin… De… Benim şu yazıyı bitirip dergiye göndermem gerek.”
“Sen yaz kardeş yaz. Ben sana engel olmam.”
“Sağol.”
Tekrar geçiyorum bilgisayarın başına… Bilgisayardaki sayfa bana bir futbol sahası kadar büyük görünüyor. Nasıl dolduracağım ben bu sayfayı? Ne yazacağım?..”
“Öncül…”
“Efendim…”
“Sıcaklar iyi bastırdı ha!..”
“Evet. İyi bastırdı.”
Nasıl yazmalı, ne yazmalı? Sezer şimdi tekrar arar, “Yazıyı hala göndermediniz” diye..
“Öncül…”
“Efendim…”
“Aslında şimdi atlayıp gideceksin Bodrum’a, Marmaris’e… Bu sıcak başka türlü çekilmez!”
“Evet çekilmez.”
Yahu konu filan tamam… Bir başlayabilsem yazacağım da… Başlayamıyorum ki yazmaya!
“Öncül…”
“Efendim.”
“Hani? Hiçbir şey yazmadın hala? Hadi olum. Yaz da yazını, çıkıp biraz dolaşalım.”
“………?!”
“Senin işin de iş ha! Otur bilgisayarın başına… Tık tık tık, yazı hazır. Bulamadık şöyle bir iş valla!..”
Hıııı… Evet… Öyle… Yazı yazmak?… Ne var ki? Tık tık tık… Yazı hazır!
En iyisi bu hafta polisiye bir yazı yazayım ben. Önce Fikret’i ilaçla uyutayım… Sonra… Nıhaaaağğğ!.. Tamam!.. Bu ayın yazısını da hallettik!..
Yazının başlığı da hazır:
“Huzur katilinin katli”
“Fikret… Sevgili arkadaşım… Sana soğuk bir kola ikram edeyim… İçer misin?...”
[Mustafa Öncül]
| Yorumlar |
|
3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."
| < Önceki | Sonraki > |
|---|












