Anasayfa Yazarlar Mustafa ÖNCÜL “Bir garip, biraz buruk… Bir tuhafım bu akşam”

“Bir garip, biraz buruk… Bir tuhafım bu akşam”

e-Posta Yazdır

Çocukken, annem bir dilim ekmeğe domates salçası sürer, üzerine de kuru nane gezdirirdi biraz… Verirdi elimize... Enfes bir şeydi. Tadı hâlâ damağımda!

Düşünüyorum da… Ne alaka yani! Bir dilim ekmek ve üzerine sürülmüş az biraz domates salçası… Deniyorum yıllar sonra aynı şeyi… Kuru naneyi de eksik etmeden hazırlıyorum ekmeği… Tatsız tuzsuz bir şey!

Peki o zaman… Neden böyle hoşuma gidermiş? Baksanıza… Bunca yıl geçmesine rağmen hâlâ unutmamışım o tadı? Salça aynı salça, ekmek aynı ekmek... Kuru nane ona keza…

Bu uyduruk, tatsız tuzsuz yiyeceğin lezzeti neden damağımdan gitmemiş?

“O bir dilim ekmekte annemizin sevgisi vardı…” gibi beylik bir laf etmenin hiç anlamı yok! Gereği de yok! Ama… Bu salçalı ekmek mevzuu benim kafama takıldı. Hani, “nostalji” geyikleri vardır ya… “Nerde o eski nostaljiler…” gibi zırvalamalara kadar giden eskiye özlem saçmalamaları… Acaba?.. Kim bilir daha nice mevzuda benzer durumları yaşıyoruz da farkında değiliz.

Radyoda ya da bir barda… Bizleri yıllar öncesine götüren bir şarkı çaldığında, dalıp gideriz ya düşüncelere… “Yapılmıyor be artık böyle şarkılar!:..” diye bir muhabbet başlar… Hiç salim kafayla o şarkıyı dinledik mi? Öyle şarkılar var ki… “İte versen dinlemez” kabilinden… Gençliğimizden, çocukluğumuzdan bir zamanlarda, beynimizin bir yerine demir atmış olmaktan gayri hiçbir özelliği olmayan bir şarkı! Kim bilir? Belki de bir kız bakmıştır bize baygın baygın, o şarkı çalarken… Belki zırva bir mahalle düğününde dans etmişizdir bir “evet” için ağzının içine baktığımız dünyalar güzeliyle… “Lan beni nasıl terk eder?!...” diye salya sümük ağlayıp, “Öpecem seni!..” diye arkadaşımıza sarıldığımız sarhoş masalarımızın fon müziği olmuştur belki de o şarkı?...

Üzerinden yıllar geçtikten sonra, nostalji geyiklerine mevzu teşkil etmekten gayri hiçbir özelliği olmayan ne kadar çok şey var kim bilir?

Peki… Hafızamızı, anılarımızı gereksiz yere işgal edip, bizi durduk yere düşüncelere salan o kadar gereksiz “şey” içinde kaynayıp giden, kendi halinde hatırlanmayı bekleyenlere ne demeli?

Öyle şarkılar var ki… Kazancılara gittiğimizde çalgıcalar çalamaz… Bar şarkıcıları bilmez… Radyolarda istek almaz… “Bilen birine rastlasak da eşlik etsek… Bildiğimiz üçbeş kelimesini söylemeye çalışsak, darmadağın olmuş melodilerini ıslıkla çalıp, masada tempo tutarak coşup, eski günlere doğru uçsak…” dediğimiz şarkılar…

“Bizim çocukluğumuzda buraları bağlık, bahçelikti” geyiklerine meyil etmeden özlediğimiz küçük bahçeli evimiz, dalına salıncak kurduğumuz dut ağacımız…

Bize gelirken, eli boş gelmemek için, küçük bir sepet içinde taze tavuk yumurtası ya da yeni mayalanmış yoğurt getiren komşu teyze…

Bir garip, biraz buruk… Bir tuhafım bu akşam… Üzmeye değmez kimse… Değil ki kırılmaya…

Melih Kibar da ölmüş zaten… Hızlı çalındığında neşelendiren, yavaş çalındığında hüzünlendiren Hababam Sınıfı melodisi öksüz kalmış… Çoban Yıldızı’nı çalıyor radyolar boyuna. Hisli laflar ediyorlar o güzel müzik eşliğinde.

Dünya tatlısı insan, Metin Utkan’ı yitirdik geçen hafta… Saçma sapan bir trafik kazası… Dün varmış bugün yok… İnsan hayatı ne kadar ucuz! Borsaya koysak pirim yapmaz! Dilenciye versek sadaka diye… Alır mı? Almaz! Kendi hayatının ne kadar farkında ki, kendisine hediye edilenin değerini bilsin? Herkesin kaldırımda gördüğü ama eğilip almaya tenezzül etmediği kıytırık bir bozuk para gibi insan hayatı.

Orhan Veli’nin bir şiiri var ya:

“Benim de sevdalar geçti başımdan. / Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış; / Zamanla anlıyor insan dünyayı. / Ölürüz diye üzülüyoruz? / Ne ettik, ne gördük şu fani dünyada / Kötülükten gayrı?” diyor, ve devam ediyor:

“Ölünce kirlerimizden temizlenir, / Ölünce biz de iyi adam oluruz; / Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış, / “Hepsini unuturuz.”

Bir garip, biraz buruk… Bir tuhafım bu akşam… Üzmeye değmez kimse… Değil ki kırılmaya…

Kıssadan hisse: Bazen öyle durumlar oluyor ki… Ne kıssa kalıyor ortada, ne de hisse… Teybe bir kaset takıyorsunuz… O mahur beste çalmaya başlıyor… Müjganla siz ağlaşıyorsunuz…

[Mustafa Öncül]

Not: Bu yazıyı, Nisan 2005'te yazmıştım. Yani tam 4 yıl önce. AcılıBirbuçuk okurları ile paylaşayım istedim. Arşivimden bulup çıkardım. (M. Öncül)

Yorumlar
dilek01 2009-04-06 22:22:40

iyi de olmuş iyikine paylaştın hocam...mennun olduk ama biras da buruk
olduk...4 yıl daha mı yaşlandık yani...hayırlısı olsun..
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 

Adanaca-Türkçe Sözlük

reklam


Kimler Online

Şuanda 6 konuk çevrimiçi