Jeton

e-Posta Yazdır
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

Nisan’ın onsekizi. Cumartesi akşam üzeri… Gün bitti, akşam oldu… Gecenin ilk saatleri ufaktan ufaktan başlıyor.

NTV’de bir program var. Televizyonu yeni açtım, bilmiyorum programın ne olduğunu. Levent Yüksel şarkı söylüyor. “Geç bunları anam babam” diyor, “Geç” … Güzel söylüyor.  Orhan Veli’nin, “Kim görmüş ama kim / Eleni'yi öptüğümü  / Yüksek kaldırımda, güpe gündüz?” dediği o meşhur şiiri. Şarkının müziği kimin acaba?.. Bilmiyorum. Çok da merak etmiyorum. Güzel bir şarkı ve Levent Yüksel de güzel söylüyor. Bu da bana yetiyor şimdi.

Bu şarkı beni yıllar öncesine götürüyor. Sanırım 90’lı yılların en başlarına. Hatta belki de…  80’li yılların en sonları mı acaba?..

Bu şarkıyı ne zaman duysam… Aklıma telefon kulübesi geliyor. Elimde bir avuç jetonla telefon kulübesinin önünde sıra beklerken buluyorum kendimi bir anda.

Sanırım bu şarkı yeni çıkmıştı. Tüm kasetçiler bangır bangır bunu çalıyorlardı sabah-akşam.  Telefon etmek için jetonları alıp, bir telefon kulübesinin önünde kuyruğa girdiğimde, yakında bir yerdeki kasetçi bu şarkıyı çalıyordu. Ben bir yandan sıranın bana gelmesini bekliyor, bir yandan da “Keşke başa alıp, tekrar çalsalar” diye geçiriyordum içimden. O oldu demek ki. Belleğime öylece yer etti bu şarkı.

Her şey ne çabuk değişiyor. Telefon kulübeleri cep telefonlarına yenik düştü, jetonlar yerlerini telefon kartlarına bıraktı… Çok uzun zaman oldu telefon kulübesinden telefon etmeyeli. Belki telefon kartı da yoktur artık?..  Başka bir şeyler kullanılıyordur şimdi?.. Bilmiyorum.

O sarı renkteki jetonlar da onlarca, yüzlerce gereksiz konu gibi nostalji geyiklerinin arasına serpiştirildi artık. Şehir içi görüşmelerde kullanılan küçük boy jetonlar… Şehirler arası görüşmelerde kullanılan orta ve büyük boy jetonlar… “Takıldı lan takıldı!..” diye bize çığlık attıran, dakikalarca, saatlerce beleş konuşturan uğurlu jetonlar…

Teknoloji insan yaşamını amma da etkiliyor değil mi? Toplumsal yaşamı da aynı şekilde tabii. Tren yokken, “Öküzün trene baktığı gibi…” diye bir deyim yoktu mesela… Bir zamanlar, “Uzayıp giden o tren yolları” diye bir türkü de yoktu; “Otomobil uçar gider” diye bir şarkı da. Çünkü o zamanlarda tren de yoktu, otomobil de!

“Jetonun geç düşmesi” deyimi tedavüle çıkalı kaç yıl oldu acaba?.. Kırk yıl?.. Elli yıl?.. Eh!.. Anca o kadardır sanırım. Belki üç-beş yıl az, belki de fazla. İdrak yollarındaki tıkanıklığı bu kadar güzel anlatan bir başka deyim var mıdır? Hayatını idrak yollarındaki tıkanıklıktan şikayet etmeden yaşayanların da “köşeli jeton” kullandıkları söylenir ya. Dünyadaki birçok insan gibi, onların da jetonu geç düşer ama… Bu durum, onların köşeli jeton kullanması nedeniyledir! Jetonu attıktan sonra kafalarına birkaç kez vurmak gerekir böylelerinin… Vurmalı ki, jeton yerinden oynasın, gitmesi gereken yere gitsin.

Jetonun geç düşmesi ile aptallık, salaklık aynı kefeye konur çoğu zaman. Birçok insan neyin ne olduğunu yaşamadan anlayıp, bilirken… Ya da yolun daha en başında, o yolun kendilerini nereye götüreceğini bilirlerken… Jetonu geç düşen insanlar yaşayarak öğrenirler neyin ne olduğunu.

Öyle midir acaba?..

Hayatın herhangi bir tarafında… Herkes… Hatta bazen kendiniz bile… “Saçmalama olum! Niye yapıyorsun ki bunu? Boş ver yapma. Vazgeç.” derken size… Siz, kendi doğrunuzun peşinden koşarsınız ya…  Yaşarsınız o zamanı iyisiyle kötüsüyle… Sonra bir an gelir… Yaptığınız her şeyin yanlış olduğunu görürsünüz… O herkes var ya… Onlar… İçinizden size bağırıp duran o ses… Hepsi haklı çıkmanın ukalalığı ile seslerini daha da yükseltirler, “Biz demiştik” derler, “Jeton sende geç düşüyor olum geç!..”  derler, “Senin jeton köşeli” derler… Oysa bilmezler ki, o pırıl pırıl, jilet gibi jetonu siz o hale getirmişinizdir. Başkaları düz, kolay yolları seçerken, siz hiç kimsenin kullanmadığı taşlık, çalılık bir patikaya sapmışınızdır… Zordur o yolda yürümek. Yolun taşı, çalısı, kurdu, kuşu her gün bir çentik açar jetonun kenarında. Her gün, her an bir yeni çentik! Düşmez tabi o jeton o kadar çentikle! Patika bazen denizi tepeden gören, insanın içini açan, yaşama sevincinize yaşama sevinci katan bir yamaca getirir sizi. Güneş yüzünüzü ısıtır, denizden esen rüzgar ruhunuzu dalgalandırır. “Değdi” dersiniz, “Bu yolu seçtiğime değdi işte. Bundan büyük bir mutluluk var mıdır acaba?” Bir anda hava bozar… Gök kapanır, bulutlar çöker… Yağmur, fırtına… Tekrar yola koyulursunuz... Tepelerden bir yerden bağırır birileri, “Saçmalama! Dön geri.” diye… Bazen içinizdeki ses de “Haklılar” der, “Boş ver. Yol yakınken dön.” Gülümsersiniz hepsine birden, “Ama… Yolun daha ilerisinde ne var görmedim ki? Bilmiyorum ki beni neyin beklediğini. Bilmek için, görmek için yürümem gerek.” dersiniz, yürümeye devam edersiniz. Yürürsünüz… Fırtına durur, yağmur diner. Yüksekçe bir kayaya tırmanırsınız. Elleriniz parçalanır, diziniz kanar. Sonra bir tepe, bir yamaç… Bir tepe daha… Bir bakarsınız ki, tepeden tırnağa çiçeğe bürünmüş bir ağaç… Kuşlar şakıyor dallarında, kelebekler uçuyor çiçeklerinde… Onlarca yüzlerce… “Keşke bana dur, gitme diyenler de yanımda olsalardı da, bu güzelliği görebilselerdi” diye geçirirsiniz içinizden. Uzanırsınız ağacın altına seyredersiniz o güzelliği doya doya...

Haydaaa!.. Nereden nereye!.. Yıllar öncesinde kalmış bir Levent Yüksel şarkısı nerelere getirdi bizi durup dururken?

Orhan Veli’nin şiiri nereee, Levent Yüksel nere?... Jeton nereee, dağ-bayır, çiçekli ağaç nere?..

Rüyalarımıza benziyor yaşadıklarımız bazen. Hani sabahın bir vakti saatin zili uyandırır en gereksiz zamanda… Zili susturur, “Biraz daha uyuyayım” der geri dalarsınız ya uykuya… Birinden ötekine atlayan onlarca, yüzlerce rüya görürsünüz. Hepsi birbiri ile bağlantılı ve bir o kadar da birbirinden kopuk… Sonra panik bir halde uyanırsınız, “Eyvah geç kaldım. Uyuyup kalmışım be!..” diye telaşla… Atarsınız elinizi saate… Bakarsınız ki, beş dakika bile uyumamışsınız oysa. Yüzünüzdeki panik ve telaş hali kaybolur… Gördüğünüz rüyalar gelir aklınıza… Hatırlayamazsınız birçoğunu. Bölük pörçük bir şeyler gelir gider… Rüyalarınız güzelse, yüzünüze yapışan aptal bir gülümseme ile güne başlarsınız… “Rabbiyesir velatuassir… Hayırdır inşallah..” deyip kalkarsınız yataktan, eğer aklınıza yer eden rüya kötüyse.

Neyse… Levent Yüksel, Orhan Veli’nin o güzel şiirine aracılık etsin yine. Müzik de güzel… Dinleyelim:

“Geç bunları anam babam, geç;
Geç bunları bir kalemde
Bilirim ben yaptığımı.”

[Mustafa Öncül]

Yorumlar
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 




Adanaca-Türkçe Sözlük

reklam






Sefa Sofuoğlu'nun karikatürleri için tıklayınız.


Mustafa Öncül'ün yazıları için tıklayınız.

Zafer Doruk'un yazıları için tıklayınız.

Konuk yazarlarımızın yazıları için tıklayınız.









Kimler Online

Şuanda 14 konuk çevrimiçi

İstatistik

Üyeler : 74
İçerik : 243
Web Bağlantıları : 6
İçerik Tıklama Görünümü : 360133