Enflasyon sözcüğü takıldı kafama. Hepimizin iyi bildiği, tanıdığı bir sözcük bu ama tam anlamı nedir diye Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne bakmak istedim. Türk Dil Kurumu’nun internet sitesine girdim, baktım.
Ekonomi terimiymiş. Fransızca kökenliymiş. Sözcüğün dördüncü harfini oluşturan “l” ince okunurmuş. Anlamları ise aşağıdaki gibiymiş. Sağ olsunlar, daha iyi anlayabilelim diye, sözcüğü cümle içinde de kullanmışlar.
1 . Para şişkinliği.
2 . mecaz Gereğinden fazla artış, şişkinlik:
"Hasılı orada da bizdeki gibi bir armağan enflasyonu var."- H. Taner.
3 . halk ağzında Pahalılık:
"Esnaf, enflasyonun acısını fiyatları insafsızca artırarak çıkarıyor."- H. Taner.
Peki nereden takıldı bu sözcük aklıma ki, anlamını arama gereği duydum?
Belki şaşıracaksınız ama… Kesinlikle ekonomik, siyasal, ticari bir takım konular olmadı beni bu arayışa iten. Aksine, bunlar ile belki de taban tabana zıt bir konu merakımın nedeni.
“Sevgi” mevzuu neden oldu “enflasyon”un kafama takılmasına.
“Nasıl yani?” diye meraklanmayın. Anlatayım.
Enflasyonun yukarıda yazılı anlamlarından ikincisi var ya… Mecazi anlamda, “Gereğinden fazla artış, şişkinlik” olarak söylenen.
Burada, “Bakın arkadaşlar. Her şeyin bir gerek ve yeter miktarı vardır. Eğer bu miktarın üzerine çıkılırsa, enflasyon olur.” diyor. “Bir şey, bir yerde gereğinden fazlaysa, o şeyin enflasyonu başlar. O şeyin (gereğinden fazla olan) miktarı arttıkça, enflasyonu da artar.” diyor.
Peki enflasyon olursa n’olur?
Herkesin bildiği gibi, bir yerde, bir şeyin enflasyonu varsa o şeyin değeri düşmeye başlar. Enflasyon yükseldikçe değeri düşer ve o şey hızla değersizleşir.
“Acaba” diyorum, “Sevgi denen kavram da enflasyonun bu kuralına tabi midir?”
Öyle olsa gerek.
Bir yerde gereğinden fazla sevgi varsa, orada sevgi hızla değer yitirmeye başlıyor, değersizleşiyor galiba.
“Sevgi bitti” filan denir ya… Aslında sevginin bittiği filan yok sanırım. Enflasyon başlayınca sevgi değersizleşiyor, değersizleşiyor ve… Bir de bakmışınız ki… Varlığının hiçbir anlamı kalmamış bir “şey” var ortada! Baharda kırlarda açan papatyalar gibi… Çok güzel, etkileyici… Ancak sizin için hiçbir şey ifade etmiyor. Hatta birine vermeniz gerektiğinde, kırk-elli tanesinden bir demet yaptığınız zaman ancak bir şeye benzeyebiliyor.
Sevgiyle ilişkili her şeyin akıbeti de ne yazık ki aynı.
Bir zaman insanın ayaklarını yerden kesen, mutluluktan uçuran minicik bir “seni seviyorum” sözü, “gereğinden çok” söylendiği zaman kaçınılmaz sona doğru hızla yol almaya başlıyor. Kaçınılmaz sona... Yani hiçbir değerinin olmadığı, sıradan bir söz olmaya doğru hızlı, tepetaklak bir yuvarlanış!..
Peki bu mevzuun “gereği” denen miktar nedir?.. Ne zaman “gereği kadardır” da, ne zaman “gereğinden fazla” olur? Bu miktarı kim belirler?
Birine, içinizden şarıl şarıl, çağlayanlar gibi “Seni seviyorum” demek gelirken, söylerken, söyledikçe mutlu olurken, “Bu kadar yeter. Gereğinden fazla söyleyip, enflasyona neden olmayayım. Sonra hiçbir değeri kalmaz.” diye düşünmeye ne zaman başlar insan?
Hani hükümetler yeni yılın enflasyon hedeflerini belirlerler ya… Bu hedefler doğrultusunda, kemerler ne kadar sıkılırsa, nereden ne tasarruf edilir; ücretler, ücret artışları ne kadar olmalıdır; piyasadaki malların değeri nedir, ne olmalıdır gibi hesaplar yapılır ya… “İşçiye, memura fazla zam verirsek, hemen gider alışveriş yapmaya başlar. Bu da enflasyonu yükseltir” deyip, işçi-memur ücret zamları en azda tutulur hani…
Sevgi için de, böyle enflasyon hesapları yapılabilir mi acaba? “Bu vatandaşa günde iki defadan fazla seni seviyorum deme. O kadar yeter. Bu miktarı aşarsan enflasyona neden olursun. Sevgin de, sen de değersizleşirsin.” diyecek birileri var mıdır?..
Yoksa… Her sevenin, her sevilenin, her sevginin kendine özgü bir enflasyon hesabı mı vardır?.. Sevginin miktarını bu hesaba göre mi ayarlamak gerekir?
Ama sevginin olduğu yerde hesap olur mu?... Ve… Hesabın olduğu yerde sevgi olur mu?..
Sevgi hesapsızca, sınırsızca, ölçüsüzce, özgürce yaşanan bir şey değil midir?
Ya da…
En azından öyle olması gerekmez mi?..
[Mustafa Öncül]
| Yorumlar |
|














