Bu günlerin en yaygın sohbet mevzuu tabii ki sıcaklar. Zaten başka ne olabilir ki?!.. Şehrimiz Adana, mevsim yaz, aylardan Temmuz… Sıcak ortak paydalı muhabbetler için her türlü koşul hazır. Artık bundan sonrası, muhabbet erbabının yaratıcılığına, sinir katsayısına, evinde klima olup olmamasına, klimalı ya da klimasız dolmuşlarla seyahat edilip edilmemesine, sık sık kesilen elektriklere filan kalıyor. Eh yani bu kadar zengin malzemeyle de muhabbet edemezsek yazık bize!
Sıcak deyince aklıma ilk ne gelen biliyor musunuz? Tabii ki yaratıcı gazeteci arkadaşlarımızın hemen her yaz yaptıkları asfalt üzerinde yumurta pişirme haberleri. Yıllardır sürer gider bu gelenek. Gazeteciler Cemiyetimiz belki de önümüzdeki günlerde “Geleneksel Asfalt Üzerinde Yumurta Pişirme Haber Yarışması” bile yapar. Yarışma sonucunda, asfalt üzerinde yumurta pişirme haberini yapan muhabire asfalt üzerinde pişirilmiş bir omlet verir. Hatta, asfaltta pişirilmiş yumurta Adana’daki restoranların mönülerine girsin de görün siz.
“Siparişiniz efendim?”
“Asfaltta pişirilmiş yumurta lütfen…”
“Bulvarda mı pişmiş olsun, ara sokak asfaltı mı tercih edersiniz?”
“Aradaki fark ne?”
“Bulvarda pişenler büyükşehir belediyesinin yumurtalarından, ara sokaklardaki ilçe belediyesinin yumurtalarından yapılıyor.”
* * *
Klasik yaz mevsimi haberlerinden açıldı madem mevzuu… Devam edelim. Bir de “Hayalet şehir” haberlerimiz vardır. Denizde ya da yaylada yazlığı olanlar Adana’yı terk edince Pazar günleri caddelerde inler ve cinler top oynar ya. Geleneksel “Adana… Hayalet şehir…” haberlerinin zamanı gelmiş demektir. Kaçmaz! Gazeteciler Cemiyetimiz belki de “En İyi Hayalet Şehir Haberi” ödülü koyabilir yakın bir gelecekte.
* * *
Yaz ve sıcaklarla pek ilişkisi yok ama. Benzer bir mevzuu daha var. Ondan da söz etmezsek olmaz. Ayıp olur. Mevzuu arkamızdan ağlar. Gece rüyamıza girer. Hani yağmur bastırır aniden ortalık sel sele gider ya… Ertesi gün gazetelerimizde yılların eskitemediği klasik yerini alır: “Yağmur yağdı böyle oldu”
* * *
Ama… Bu meteorolojik mevzularda, benim asıl dikkatimi çeken nedir biliyor musunuz? “Mevsim normallerinin üzeri” denen bir kavram ya da deyim ya da tabir ya da her ne karın ağrısıysa bir şey var ya… Bu şey her neyse, İstanbul’a göre tespit ediliyor. İstanbul’da sıcaklık 40 dereceyi aşar… Haber bültenlerinde birinci haber olarak verilir! Hatta Ecevit hükümeti zamanında böyle bir durum yaşanmıştı da, iş yerleri tatil mi edildiydi neydi?... Ama Allah’ı var, Ecevit o zaman televizyona çıkıp, “Sıcaklar hain değildi” diye bir açıklama yapmamıştı. Neden yapmadı? Çünkü Ecevit amatör tarihçidir ama amatör meteorolog değildir. (Meteorolog diye bir meslek var mı? Attık ama… Tutmuştur inşallah!)
Kışın Anadolu’nun birçok ilinde yollar aylarca kapalıyken, İstanbul’da herhangi bir yoğun kar yağışında, o günlerin resmi tatil ilan edilmesini bilmem söylemeye gerek var mı?
Kardan kıştan söz edince serinledim biraz valla!
* * *
Sıcaklardan söz edipte “Yenilmez Armada”yı Türk sporuna hediye eden sulama kanallarından söz etmemek olmaz. Ne güzel günlerimiz geçti o kanallarda. Sevgili annelerimiz geliyor aklıma hemen. Evden kaçıp kanal gittiğimizi fark ettiklerinde ellerinde bir sopa, kanalda alırlardı soluğu. Biz de dayak yememek için kanala atlardık. Annelerimiz kıyıdan bağırırlardı bize, “Çabuk çık o sudan! Çabuk çık, gelmeyim oraya!..” (Nasıl gelecekse?...) Çıkmazdık tabi. Çıksak yiyeceğimiz sopayı biliyoruz. Biz çıkmayınca iyice sinirlenir elindeki sopayı fırlatırdı önce. Sonrasında, başka bir şey bulamazsa ayağındaki terliği fırlatırdı. Ardından da bağırırdı, “O terliği de al gel buraya!.. Gel… Gel de o kemiklerini kırayım senin!..”
Çok merak ederim. Tüm anneler Karadenizli filan mı acaba? İstisnasız hepsi de Temel fıkralarından çıkmış gibidirler. Bu kadar naif, komik ve tatlı başka birileri var mıdır acaba? Komik deyince tescili annemde olan bir komikliği anlatayım. Annem çok güzel yemek yapar. Hani “parmaklarını yersin” kıvamı derler bir kıvam vardır ya (Yoksa da ben uydurdum. Artık var yani.) Bazen yemek tuzlu olur. Anneme “Anne amma tuzlu yapmışın ha yemeği” derim… Annemin cevabı hazırdır: “Salça tuzluymuş oğlum” Ya da yemek yağlıdır… Annem açıklamayı yapar: “Et yağlıymış oğlum…”
Yahu durun size annemin bir macerasını daha anlatayım:
Geçen Ramazan Bayramıydı. Annemin elini öpmeye gittik. Oturuyoruz. Kapı kırılacak gibi çalmaya başladı. Açtık. Amcamın oğlu Mustafa Ağbi gelmiş. Acayip sinirli. Burnundan soluyor! “Yahu yenge” dedi, “İnsan zilin üzerine adını yazar. Yarım saattir sizin zilinizi arıyorum. Apartmanda çalmadığım zil kalmadı!..” Annem sakin sakin cevap verdi: “Niye arıyorsun oğlum… Alttan üçüncüsü bizim zil…”
* * *
Bu haftanın sıcağa endeksli muhabbeti bu kadar. Sürçü lisan ettiysek affola. Herkese iyi hafta sonları. Ulu rabbim evlerinizi klimasız, musluklarınızı susuz bırakmasın. Bir de elektrikler kesilmesin.
En dip not: “Şimdi İstanbul’da olmak vardı anasını satiiiim… Yeni Cami’de mısır atmak kuşlara…” diyeceğim ama… İstanbul da sıcakmış. Vazgeçtim. Hiçbir şey demiyorum.
[Mustafa ÖNCÜL]
| Yorumlar |
|
3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."
| < Önceki | Sonraki > |
|---|












