Acele adımlarla tırmandı dolmuşun iki basamaklı merdivenini, girdi içeri, hemen önümdeki koltuğa oturdu. Adeta kucaklar gibi tuttuğu büyücek çantasını açtı, karıştırdı, “Üfff, üfff, üfff!..” diye söylenerek cüzdanın aradı… Önce bulamadı, aramayı bırakıp geriye yaslandı.
Sonra tekrar devam etti aramaya. Buldu cüzdanını, çıkardı ve bu kez de cüzdanın içinde para aramaya başladı. Bozuk paraları döktü eline, dolmuş parasını toparladı ve şoföre uzattı. Cüzdanını fırlatır gibi attı çantaya, tekrardan yaslandı arkasına. Etrafı seyretmeye başladı. Sola çevirdi kafasını… Yanındaki adama baktı, “Hasbinallaaaah!..” der gibi kafasını sağa sola salladı, geriye döndü, göz göze geldik ve kalktı koltuktan, geldi yanıma oturdu. Üç kişilik koltukta benim gibi irice iki kişi oturuyorduk. Üçüncü kişiye pek bir yer kalmamıştı haliyle. Rahat otursun diye biraz sıkışmaya çalıştık… Kadın baktı bana, fısıltı ile mırıltı arasında bir konuşmayla “Rahatsız olmayın lütfen” dedi, “Ben iyiyim.” Çantasını tekrar açtı, bu kez fazla karıştırmadan bir aypod çıkardı, kulağına taktı, dinlemeye başladı. Birkaç dakika anca dinledi, kulaklıkları çıkardı, bana döndü ve fısıldayarak, “İtin biri!” dedi ön koltukta oturan adamı göstererek, “O yüzden kalktım oradan. Sizi de rahatsız ettim. Kusura bakmayın.” Kadına soran gözlerle bakmış olmalıyım ki, açıklama ihtiyacı duydu… Belki de ben hiçbir şey yapmasam da konuşacaktı… Bilmiyorum. “Suratına baksanıza şunun... Tam it suratı!” Eminim kadının konuşmasını duyuyordu ön koltukta oturan adam. Duymaması imkansızdı. Ses çıkarmadım… Hatta ne yüzüne baktım kadının, ne de söylediklerine bir tepki verdim. Dolmuşun ön camından görebildiğim kadarıyla dışarı bakmaya devam ettim. “Böyleleri var ya böyleleri!...” diye sinirli bir ses tonuyla söze başladı kadın tekrar, “Böylelerini polis gördüğü yerde yakalayıp içeri tıkmalı. Şuna bakar mısınız?.. İt işte! İt!..” Yanımdaki adama döndüm, göz göze geldik, birbirimize “Ne bu be?” der gibi baktık… Ardından “Boş ver duymazlıktan gel.” der gibi bir daha baktık. Kadın konuşmayı sürdürüyordu. Erkek milletinden bahsediyordu, hepsinin aynı olduğunu söylüyordu… Ama hiç susmuyordu ve hemen her cümlesinin sonunu, ön koltukta oturan adamı göstererek, “İt işte… İt!..” diyerek bitiriyordu. “Acaba?...” dedim kendi kendime, “Kadın yanına oturduğunda sarkıntılık filan mı etti adam?..” Ama imkansızdı bu. Çünkü ön koltuğa oturmasıyla kalkıp benim yanıma ilişmesi bir olmuştu. O sürede ne yapılabilir ki?.. Üstelik adam gayet efendi, kıyılı kıpılı, aklı başında bir adam gibi görünüyordu. Öyle dolmuştaki kadınlara sarkıntılık yapacak tipte biri değildi. Çantamdaki kitabımı çıkarıp, açtım, okumaya başladım. Okuduğumdan değil de… Belki kitap okuyorum diye kadın susar, konuşmayı bırakır diye düşündüm… Ancak yanılmışım. Aralıksız konuşmaya devam ediyor ve yine her cümlenin sonunda ön koltuktaki adamı başıyla işaret ediyor, “İt!.. İt işte!” diye bitiriyordu. Bir ara ilk durakta inip, başka bir dolmuşla devam edeyim diye düşündüm… İneceğim durağa yaklaşmıştım, vazgeçtim. Kitabın içine biraz daha gömülmeyi denedim… Fayda etmedi, kadın konuşmaktan vazgeçmiyordu. Hatta bazen, “Kitap okumayı bırak da bana bak!” der gibi, eliyle kitabı ittiği bile oluyordu. Kitabı kapadım, tekrardan çantama koydum. Tam inmeye hazırlanıyordum ki… Kadın oturduğu yerden şoföre seslendi, “Kardeş müsait bir yerde durabilir misin?” dedi. Elindeki aypodu çantasına koydu, hazırlandı ve kalktı. Kalkarken önde oturan adamın omzundan tutup silkelercesine dokundu ve “Akşam gecikir misin?” diye sordu. Adam, ya sabır çeker gibi baktı, “Bilmiyorum. Arkadaşlarla belki maç izleriz.” dedi. Kadın, "Gene çocuğu okuldan alma işi bana kaldı yani?!..” diye bağırdı adama… Adamın oralı olmadı, pencereden dışarı bakmaya devam etti. Kadın sinirle dolmuşun kapısına doğru yöneldi, inerken tekrar seslendi adama, “Geç kalma akşam. Annemler gelecek bugün biliyorsun. Gelirken meyve filan da al.” diye bağırdı. Dolmuş kapıyı kapayıp hareket etti. Adam elini ceketinin cebine soktu, telefonunu çıkardı, tuşlara bastı, kulağına götürdü, konuşmaya başladı: “Meyveden başka bir şey de gerek mi? Eve geldikten sonra, şunu niye almadın, bunu niye almadın diye dırdır etme! Ne gerekse mesaj at, hepsini alayım!..” deyip, telefonu kapadı, tekrar cebine koydu, camdan dışarıyı izlemeye devam etti.
[Mustafa Öncül]
| Yorumlar |
|
3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."
| < Önceki | Sonraki > |
|---|












