Anasayfa Yazarlar Zafer Doruk Ayçiçekleri

Ayçiçekleri

e-Posta Yazdır
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 

Bir avuç yıldız, bir dilim ay altında, evimin balkonundayım. Bir ağustos akşamının beş çayında hafif bir esintiye bile gönül borcu duyabilirim. Hercaimenekşelerimi suladıktan sonra sırtımı çiçekli mindere dayayıp çocuk resimleri çiziktiriyorum bir parşömen kâğıdına.


Tükenmez kalemim tükendi. Ağustos böcekleriyle kurbağalar korolarına başlayınca resimlerinden çıkan çocuklar balkona, oradan da yola sıçrayıp bilyeler gibi yuvarlanıyorlar sokakta. Sapanlarıyla sokak lambalarını kıran, tren raylarına taş koyan çocuklara hiç benzemiyorlar. Yüzlerinde tek odalı, çinko çatılı sıvasız gecekondulardan getirdikleri altmış mumluk ampul ışıkları, ellerinde çekirdek yüklü ay çiçekleri var.

Adana’nın yolları taştan falan değildi; kimse de çıkarmamıştı beni baştan. O çocuklar yüreğimi talan etmiş, sığırcık sürülerini üstüme salıp çocukluğumu kışkırtmışlardı.

Dikkat dikkat! Bu akşam yazlık Narlıca Aile Sinemasında iki şaheser film birden! Birinci film başrollerini Ayhan Işık ve Türkan Şoray’ın paylaştıkları Acı Hayat! Acı Hayat! İkinci film, Yılmaz Güney ve Hülya Koçyiğit’in başrollerini paylaştıkları dev bir şaheser! Yiğit Yaralı Olur! Yiğit Yaralı Olur. Siz sinema severler için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan yazlık Narlıca Aile Sineması takdim eder! Dikkat dikkat!

Elli kuruşlar telaşla uzatılıyor gişeye. Bahçedeki gazoz patlamalarının sesi duyuluyor. Çekirdek çıtırtıları serçe cıvıltılarına karışırken, Zeki Müren şarkısını ‘yıldızların altında’ söylüyor. Sinema bahçesinin çevresindeki kavak ağaçları, duvarlara sarılmış sarmaşıklar, mor huni çiçekleri, makinist dairesinin duvarından sarkan leylaklar, dut ağacındaki sığırcık şakalaşmaları, ayın gümüş mavisi, gökyüzünün laciverdi siyah beyaz filmleri renklendiriyor. Zeki Müren ‘yıldızların altından’ kayarken bahçe ışıkları sönüyor.

“Ay ışığı kral be, kral! Aynen Yılmaz Güney gibi. Aslanım benim!”

Minicik yürekler çırpınıp bilyeler gıcırdarken, çocuk ıslıkları yarışıyor.

“Işıklar söndü gişeci amca, çabuk ol hadi, çabuk!”

“Inınınıııın!”

“Vay bee, başladı!

İşte o çocuk var ya o çocuk, içimdeki yokları taşladı. Babasının eski pantolonundan bozulma kısa pantolonunun cebindeki sarı yirmi beşliği gişeciye uzattı. Göz göze geldiler gişeciyle. Annesinin yorgan yüzlediği sarımtırak patiska, babasının ay sonlarındaki yüzü, gözlerindeki altmış mumluk ışığı böyle anlarında kapatıverir. Yukarıda ay ışığı tanık.

“Yirmi beş kuruşum çıkışmıyor gişeci amca, Kur’an ekmek çarpsın ki başka yok.”

“Olmaaaz!”

Bahçe duvarı, bahçe duvarı! N’olur iniversen boyuma, atlayıversem içeri. Yirmi beş kuruşa da gazozla simit...

“Tıkıdık, tıkıdık, tıkıdık, tıkıdık!”

“Kaçamazsın artık dostum, giriş çıkışlar tutuldu, teslim ol!”

“Hayır, engel olamayacaksınız bana!”

“Lahavle billaaah! Çocuk gitsene başımdan!”

“Dan dan dan!”

“Yandım anam!”

“Beni mecbur etmeyecektin buna dostum!”

“Babacığım! Babacığım!”

“Kalk hadi çocuğum, babanın bir şeyi yok. Suçsuzsa eğer, dönecektir, merak etme.”

“Kemal! Kemaaal! Niçin vurdunuz onu! Hiçbir şey yapmamıştı ki!”

“Merak etmeyin bayan. Kurşun sadece omzunu sıyırmış. Çocuğunuzu alıp evinize dönün lütfen.”

“N’olur gişeci amca, bu filmin son günü.”

“Oğlum niye laf anlamıyorsun, olmaz dedik ya.”

Lan şimdi var ya, olacaktım ki bir Malkoçoğlu ya da Hacı Murat; zıplayacaktım ki şöyle havada; hooop, bahçenin içine! Oleeey!

“Suçsuzum ben komiserim.”

“İnanıyorum size dostum, adalete güvenin. Şimdi gidelim lütfen.”

“Gitmiyorum işte.”

“Bak çocuk, adamı dinden imandan çıkarma!”

“Çıkarırsam ne yazar?”

“Ananın...”

“Inınınııın!”

“Çok gençsin karıcığım, hakkım yok buna.”

“Hayır, sonsuza kadar da olsa bekleyeceğim seni.”

“Bekleme laaan! Delirtecek misin beni! İnat ettim işte, almayacağım içeri!”

Sarmaşıklara tutunup Tarzan gibi tırmansam duvara?... Sarmaşıklar beni kaldırır mısınız? Çiçeklerinizin aşkına yapın bana bir iyilik, n’olur!

“Yapamam.”

“Niçin?”

“Asarlar beni baba, korkuyorum.”

“Korkma, güven adalete.”

“Hayır, biliyorum, asacaklar! Kaçmak en iyisi.”

“Kaçarsan önce ben vururum seni.”

“Vurmasana amca!”

“Bekleme gişenin önünde!”

“Arkadaşlarımın çıkmasını bekliyorum. Yalnız dönersem annem döver beni. Ama... Ama hiç değilse filmin yarısını...”

Daralıyorum. Birkaç sığırcık yavrusunun içimde çırpınarak boğulduğunu duyumsuyorum. “Bak çocuk,“ diye sesleniyorum aşağıya, “yalvarma o adama n’olur! Koru onurunu! Çıkışmıyorsa paran girip izleme o filmi!”

“Oradan konuşması kolay!” diye yanıtlıyor. “Şu anki duygularımı anlayabilir misin sen?”

“Çok iyi anlıyorum; ama eğilme o adamın önünde!”

“Peki sen versene bir yirmi beşlik!”

“Vermem! Çünkü o filmi ben de izlememiş, gişenin önünde yaşadıklarım buruk bir anı olarak kalsın istemiştim. Boşuna hayaller kurdurma bana!”

“Kursan n’olur ki, ne zararı var sana hayallerin! Dışarıda kalmanın acısını anacağına, içeride olmanın hayalini yaşasana!”

“Çocuk, boyundan büyük şeyler söylediğinin farkında mısın? Beni dinlersen hiç büyüme sen tamam mı!”

“O senin sorunun arkadaş, varsın hayal olsun, ben yaşamak istiyorum.”

Düşlerini devindiriyor çocuk. Silahlarını çekip kuruyor. Önce bir külah vişneli dondurma atıyor patatesi çağrıştıran uykusuz, sarhoş surata. Ayıkmasına fırsat vermeden iki de cam bilye gönderiyor. Gişeci savunmada. Eğilerek atlatıyor bu saldırıları. Daha sonra çocuk, ay ışığından kaptığı iki gümüş topu gözlerine fırlatıyor. Gözleri yoğun ışığa dayanamayıp, akları yumurta akı gibi damlıyor. Yüreğine yediği yıldızlar da gönül gözünü açınca, geç kaldığını anlıyor. Kurulmuş oyuncaklar gibi fır fır dönerken, çocuk bu kez son silahını, ay çiçeğini atağa geçirip çıt çıt çıt çıt tarıyor şişko bedenini. Gişeci, çizgi film kahramanlarının dünyasına ışınlanıp o dünyanın kötü kahramanlarından biri oluyor.

Çocukluğumda yaşamamıştım bunları ya, olsun, çocuk doğru söylüyordu; korkmamalıydım hayallerden. Çocuklar gibi zıplıyorum balkonda:

“Yaşa be çocuk! Yaşa be çocuk!”

[Zafer Doruk]

Yorumlar
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 




Adanaca-Türkçe Sözlük

reklam






Sefa Sofuoğlu'nun karikatürleri için tıklayınız.


Mustafa Öncül'ün yazıları için tıklayınız.

Zafer Doruk'un yazıları için tıklayınız.

Konuk yazarlarımızın yazıları için tıklayınız.









Kimler Online

Şuanda 29 konuk çevrimiçi

İstatistik

Üyeler : 74
İçerik : 243
Web Bağlantıları : 6
İçerik Tıklama Görünümü : 360155