Öksüz

e-Posta Yazdır PDF


Patronun odasına girer girmez bir sıkıntı çöktü içime. Yüzü hiç mi gülmez bu adamın? Mürdüm eriği gözleri kısılınca daha çok küçülür. Niye çağırtmış merak etmiyorum; çünkü bırakın dokunmayı, çıkarına yan gözle bakılması bile çığırından çıkmasına yetmiştir.

Beni görür görmez, “Yapılır mı bu birader!” diye bağırdı. “Adama yer göstermeye gidiyorsun, niye hemen dönüp gelmiyorsun! Müşteriyi burada ağaç gibi bekletmeye hakkın yok tamam mı! N’oldu, çekip gitti işte. Sen benim ekmeğimle oynayamazsın arkadaş! Kendine başka bir iş arasan iyi olacak. Şimdi gidebilirsin.”

Oldu mu bu? Şimdi gidebilirsin. Bu iki sözcükten oluşmuş cümleyi duyduğunuzda sağaltım masraflarınızı ödeyemediğiniz için bir hastanede rehinseniz, bir mahkeme salonunda sanık sandalyesindeyseniz ya da bir hapishanede tutuklu, bir emniyetin bodrum katında gözaltındaysanız yeniden doğmuş gibi olursunuz; ama bir işiniz varsa ve patronunuz tarafından kovulduğunuz anlamında söyleniyorsa, kötü. Zaten yıllar sonra zar zor bir iş bulmuşsunuz...

“Ben ne bileyim o adamın geleceğini Senayi abi?” dedim. “Hem gecikmedim ki. Arsasını teslim edip yerini ölçüp biçtikten sonra oturup adamın tavuk gibi düşünmesini bekledim, hepsi bu. Üstelik yarım saat düşündükten sonra kalkıp yakama yapışmasın mı paramı geri isterim diye? Elinden kurtulana kadar akla karayı seçtim. Taa dağın başı, araba yok, dolmuştan inip oraya varana kadar imanımız gevredi. Sadece oturup bir yemek yedim, o kadar abi, yapma, etmee...”

Gözü dönmüş bir kere herifin. “Ben bilmem aga!” diye bağırdı. “Denize girerken görmüşler seni! Keyif çatmanın sırası mıydı be adam! Çuval dolusu para kaçırttın elimden!”

İşte böyle. İşimi bir anda kaybedip yine eski günlerime döndüm. Hava güzel, bahanem kıyak. Muhasebeye borcum kesilmeseydi gidip bir güzel kafa çekmek vardı ya, olmadı. Beni yine Zaza Yusuf’un kahvesi paklar.

Elime geçen parayla ancak bir paket sigara alabilir, kalanına da kahvede oturup orta halli bir altılı oynayabilirim. Önce ganyan bayisinden bir tahmin raporuyla bir altılı kuponu alır, çayımı ufak ufak yudumlarken ders çalışır gibi üstünde bir güzel çalışır; atların ırkını, soyunu sopunu, kilosunu, huyunu, yarış pistine uyumunu filan masaya yatırıp sağdan soldan aldığım sağlam tüyolarla da kuponumu doldururum. Atların koşmasına birkaç dakika kalmışken içeriye Öksüz girer. Elimdeki altılı kuponunu görünce, “Ver abi,” der, “götürüp yatırayım hemen.” Kuponu alıp çıkarken:

“Öksüz, şu benim kuponu da yatırıversen.”

“Öksüz, babana rahmet, şunu da yatır.” diyenlere, “Yok lan!” diye bağırır. “Şarampol abiminkinden başkasını yatırmam.”

O arada Kenan gelip “Şarampol be,” der, “söyle benimkini de yatırsın.” Kenan’ı severim. “Lan Öksüz,” derim, “bari şu Kenan’ınkini de yatırıver.” Öksüz, Kenan’ı bir süzdükten sonra, “Bak senin hatırın için abi,” der bana. Çıkarken kahvedekilere dönüp sol elini sağ yumruğunun üzerinde gezdirdikten sonra yumruğun boynuna ‘şak!’ diye geçirip, dalgasının bozuk zamanlarında kendisine bir kebabı, bir tek sigarayı bile çok gördükleri için onlardan öcünü de almış olur.

Atlar koşmaya başlar. Birinci ayağı tek geçmişim ki, favori. Yazdığımız at açık farkla önde. Kenan’ın da öyle. Birde bir. Gözümüz televizyonda. İkinci ayağın hazırlıkları var. Atlar iki seyisin arasında nikah salonuna götürülen gelinler gibi. Birinci ayak gelmiş ya, Öksüz kapıda görünüp bu sonucun asıl kahramanı kendisiymiş gibi göz kırparak, “Abi, nasıl?” diye sorar. “İyi,” derim. “Asıl bomba öbürü abi,” der, “kimsede yok. O bir gelsin var ya, herkesin altılısı yatar Allah’ıma!” İkinci ayak. Favoriyle birlikte üç atım var orada. Soluklarımızı tutup izliyoruz. Üç numara ilerde, yedi onun ardında, on bir numara iç kulvardan çıkıyor, üç numara geride kalıyor, yediyle on bir kafa kafaya geldiler, beş hareketlendi, sekiz numara dış kulvardan çıkıyor, beş atağa kalktı, sekiz numara bastırıyor, yedi numara hareketlendi, sekiz numara bir boy farkla önde, beş numaranın atakları var, sekiz numara yarım boy farkla önde, sekiz numara, sekiz numara, sekiz numaraaa ve finiş!

Kenan da o atı yazmış. Öksüz’ün kapıda görünüp başparmağıyla yaptığı zafer işaretini başımı ‘aynen’ anlamında bir çeyrek eğip paylaşırım. Öksüz, yüzümü bol bulunca ona sığınıp, “Şarampol abi be,” der, “acıktım abi be, bir dürüm kebap ısmarlasana.” Beni de sevip sayar. Cebimde bir kebap parası bile olmadığını söylersem inanmayıp hakkımda yanıldığını düşünebilir. Aç bir adamı altılı umuduna bağlamak da insafsızlık olacağına göre onu oyalamaktan başka şansım yoktur. “Tamam Öksüz,” derim, “hele şu atlar da bir koşsun...” O ayağı tek geçmişim. Üçte üç. Kenan o favori atı yıkmış, yazmamış. Altılısı yatar. Dördüncü ayak koşacak, Kenan ortalarda yok. Öksüz yine kapıda. “Şarampol abi,” der, “tamam mı?” “Tamam Öksüz,” derim, “şu atlarda bir koşsun hele...” Onlar da koşar. Oraya iki at yazmışım, ekürisi birinci gelir. Öksüz çevremde fır dolanıp durur, vakit öğle sonrasıdır. “Hele biraz daha sabret Öksüz derim,” Öksüz biraz daha dolanıp kıvranır, bakar ki benden hayır yok, ortalıktan kaybolur.

Şimdi ister misiniz bu Öksüz cebinde bir kebap parası varsa onu da tutup bizden habersiz altılıya yatırsın, altılısı da dörtte dört sürsün? Karnı acıkmış ya, bende bir ışık göremeyince bu çekip İsmet’in birahaneye gitsin? Koşup benim hayallerimi yıkan bu beşinci ayaktaki at onda olsun? Ekrandaki sarışından muştuyu alınca, kebabın kokusuna, biranın sarısına dayanamayıp İsmet’i bir köşeye çeksin, tek koşunun kaldığını, altılısının hazine değerinde olduğunu, oynadığının on katını verirse onu da ortak edeceğini söylesin? İsmet tilki gibi, kupona bir baksın ki gerçekten de bomba, son ayak neresinden baksa çantada keklik, tutsun buna istediği parayı yatırsın, bu hıyar da Öksüz ya, huyunu bilirim, parayı alıp birahanede yesin içsin, ona buna bira ısmarlayıp ağalık yapsın? O para da bitince, fırıldak bu kez de Kenan’a takılıp -Kenan bu altılının baykuşudur, atlar koşarken bir yerlerde tüneyip bekler- tutsun onu da ortak etsin? İsmet’le Kenan aynı kupona ortak olduklarından habersiz, altılıyı yakalayıp gerçeği öğrendiklerinde Öksüz’e bir şut çekip parayı aralarında üleşsinler? Hem de ne para, en az birer apartman dairesiyle birer araba alacak kadar ve bütün bunlara da ben sebep olayım? Ne düşüncesiz herifmiş şu bizim patron. Cebimde bir kebap parası bulup da oğlana verebilseydim... Ben de ne yaparım o zaman? Kalkıp birahaneye giderim. İsmet’le Kenan’ı sevinçten bitkin düşmüş bir halde bulurum. Ee, kolay mı, açlıktan nefesleri kokarken servet sahibi olmuşlar. Müslüm’ün şarkısıyla bir göbek atıyorlar ki sanırsınız Arap dansözleri. “Bu arabesk şarkıya sizin attığınız göbek yakışır mı lan hergeleler!” deyip olanlardan habersizmişim gibi oturup bir bira da ben isterim. Biramı yudumlarken Öksüz gelir, ağlamaklıdır, bir bira da ona söylerim. Öksüz ağladıkça yüreğim titrer.

Sinirlenip, “Ağlama lan!” diye bağırırım. “Ağlama be Allahsız! Kendi kafanla düştün bu duruma.” Öksüz daha da sinikleşir, başlar derin derin düşünmeye. İsmet’le Kenan’ı bir köşeye çekip işin aslını sorarım, “Biz haklıyız abi,” derler, “Öksüz bize yanlış yaptı. İnanmazsan birahanedekilere sor.”

Birahanedekiler kazanılmış bir altılının şerefine bedava içtikleri biraların gönül hoşluğuyla da olsa, “Doğrudur,” derler, “Öksüz ikisini de ortak etmiş altılısına. Ortaklar paralarını alınca Öksüz’e bir şey kalmaz.” “Peki ya vicdanınız,” diye sorarım, “o ne diyor? Yanlış yapmış da olsa Öksüz’ün altılısıyla kazanmadınız mı bu paraları?

Dedim ya, Kenan’ı severim, Aladağlar gibi serin olduğuna bakmayın, içinde koskoca bir yanardağ püskürür. Yüreği depreşince İsmet’e bir falçata keskinliğiyle bakıp onu da sağlama bağlar. İkisi de paylarının yüzde yirmisini Öksüz’e bırakırlar. Durakta bekleyenlerin bana baktıklarını görünce kendi kendime konuştuğumu ayrımsayıp üzerimdeki gözleri silkeleyip atmak için tekel büfesine yöneliyorum. Muhasebeden aldığım parayla bir paket sigara alıp altılı parasını da ayırdıktan sonra Zaza Yusuf’un kahvesine giden belediye otobüsüne biniyorum. Arkamdan biri, “Şarampol abi!” diye sesleniyor. Dönüp bakıyorum: Öksüz. Haşlanmış mısır gibi sırıtıp, “Mahalleye mi?” diye soruyor. “Mahalleye,” diyorum. “Sağlam bir tiyo aldım ağbi, inince söylerim,” diyor, “bugünkü altılı çok çapraz.” Mahalleye gitmekten vazgeçip işsizler kahvesinin önünde iniyorum.

[Zafer Doruk]

Yorumlar
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 

Adanaca-Türkçe Sözlük

reklam